Nasıl bir kız konuşmak için

Yeni bir kızla tanıştığında ve kızla konuşmak için konu bulamadığında ilk aklına gelen şey kızın nerede okuduğunu ya da nerede çalıştığını sormaktır. ... yaşadığın maceralardan söz et. Tabi ki aralarda kız bir yorum yapacak sen bir şey söyleyeceksin ve muhabbet kim bilir nerelere gidecek. ... kızların çekici ... Karşıdaki kişiyle doğru bir şekilde konuşmak ilişkinin düzgün bir şekilde ilerlemesi için en önemli adımlardan biridir. Gün geçtikçe özellikle de genç nüfus sosyal ağlarla, metin mesajlarıyla haberleştiğinden dolayı neredeyse hemen herkes birbiriyle haberleşir bir hale gelmiştir. Bir telefon görüşmesiyle karşıdaki kıza onunla gerçekten ilgilendiğinizi ve onu ... Çok Merak Edilen Konulardan Biri, Kızlarla Nasıl Konuşulur ? Bir kıza ilk yaklaşımınız nasıl olmalı.Kıza hangi sorular sorulmalı/sorulmamalı. Tahmin yürüten arkadaşlar vardır.Ama kendi fikirlerimi belirteceğim. Netten Tanıştığınız Kişiye Dikkat Edin :D. Eğer 1 kaç fotoğrafında da beğendiyseniz başlayın konuşmaya :) Kız çocuğunun olması, hiç bitmeyen keyifli sohbetler ve konuşmak için her zaman yeni bir konu bulmak anlamına gelir. Anneler kızlarının konuşmasını dinlemeye bayılırlar ; onların kendilerini nasıl ifade ettiklerini görmek, sorunlarını ve sevinçlerini anlatmalarını dinlemek onlara keyif verir. Pek çok erkek için bir kız ile konuşmak çoğu zaman büyük bir problem olmaktadır. Kızlarla konuşacağınız konuyu doğru seçmek ve bu konu hakkında sohbet etmek önemlidir. Ancak gerek konuşulacak konu hakkında doğru seçimler yapamamak gerekse de çekimserlik erkekler için aşılması zor bir durum olmuştur. Bir kızla nasıl tanışılır örnekleriyle incelemek istiyorsan. Bu yazıda bir kız gördüğünde onunla tanışıp etkileyebilmen için en etkili cümleleri vereceğim. İşte nasıl tanışacağınız, konuşacağınız ve bir kızın kalbini nasıl kazanacağınız ve sonunda bir kız arkadaş edineceğiniz. ... Bu sadece kızlarla konuşmak için bir kural değil, ömür boyu sürecek bir kuraldır: başka birini asla bir kaide üzerine koymayın. Ona değmediğini düşünüyorsan, o da aynı şeyi hissedecek. Kızla sohbet için bu konulardan birkaçını akıllıca bir şekilde seç ! Artık kızla konuşulacak konular nelerdir, mesajlaşırken konuşulacak konular diye düşünmene gerek yok. Sana tavsiyem tüm bu sevgiliyle konuşulacak konular içerisinden hoşuna giden birkaç tanesini seç.

Nasıl Anime karekteri olunur diy tutorial

2020.09.17 17:54 _raihee_ Nasıl Anime karekteri olunur diy tutorial

Yo ben Japon sokak zencisi Rayuga Amano ve bu sana nasıl Anime karekteri olunacağını anlatıcam bir tutorial bu yeğen.
Öncellikle Anime karkteri nedir yenir mi içilir mi : Anime karekteri olmak demek büyük göz demektir,uzun bacak demektir,nefes ala ala konuşmak demektir, kız isen koca meme demektir,erkek isen büyük yarrak demektir, belki biraz traplik femboyluk demektir yeğen.
Bak yeğen ilk olarak Anime karekteri olmak için günde 2 saat Anime izliyorsun ben demiyorum Animelojistler diyor chanan waifu tay diyor pröfesürler var onlar diyor.
Böyleliklen Anime phraselerini bilip Anime karekteri gibi konuşabiliyosun koçum bağır bakalım şimdi one chan diye!!! Sesini mümkün olduğunca incelt yeğen helyum çekmiş gibi tamam mı?
İkinci adım yeğen Anime karekteri gibi Davranmak peki nasıl yabacağız yaw güven abine sen: sikin varsa sevimli amın varsa havalı olucan işte ya ne tam tersi yeğen güven bana.
Üçüncü adım yeğen Anime karekteri gibi giyinmek, Peki nabacağız?
Bak camiiyi koluna al aldın mı? Dön ordan düz git yeğen yürü 100 metre heh japonyadasın şimdi . Gir bi dükkana de ki amcaya: "Anata to sekkusushitai" adam kızabilir yılma devam et bağırmaya sonra dur deki "Watashi wa chitsu o motte imasu" de adam durucak sonra soyucak sizi neden deme canım adam o kadar duygulandı ki Anime katekteri olma azminiz,isteğinizden sizi elleriyle giydiricek yani işi bittikten sonra giydirir sanırım...
Aynaya bak yeğen erkeksen etek japon okul kıyafeti ve pembe saçlı olmuş olacaksın. Bir hanım kızımızsan siyah saçlı pantolon kazak gözlüklü olmuş olacaksın.
İnsanlar trap diyebilir sana ama cahilliklerine ver sen anime karekterisin artık.
Gel bağcılar waifu kırahathane ve manga evine beraber yeşil çay içim manga okuyalım okey atalım adamsın yeğen
Son olarak insanlar seni sikmeye çalışırsa de ki
"1-Jikan-atari 1000-doru"
Rahat bırakırlar sizi böyle diyince yeğen.
Hadi shivaya emanet ol.
Annengillere selam söyle .
submitted by _raihee_ to Rayuga_Archive_ [link] [comments]


2020.09.17 17:54 _raihee_ Nasıl Anime karekteri olunur diy tutorial

Yo ben Japon sokak zencisi Rayuga Amano ve bu sana nasıl Anime karekteri olunacağını anlatıcam bir tutorial bu yeğen.
Öncellikle Anime karkteri nedir yenir mi içilir mi : Anime karekteri olmak demek büyük göz demektir,uzun bacak demektir,nefes ala ala konuşmak demektir, kız isen koca meme demektir,erkek isen büyük yarrak demektir, belki biraz traplik femboyluk demektir yeğen.
Bak yeğen ilk olarak Anime karekteri olmak için günde 2 saat Anime izliyorsun ben demiyorum Animelojistler diyor chanan waifu tay diyor pröfesürler var onlar diyor.
Böyleliklen Anime phraselerini bilip Anime karekteri gibi konuşabiliyosun koçum bağır bakalım şimdi one chan diye!!! Sesini mümkün olduğunca incelt yeğen helyum çekmiş gibi tamam mı?
İkinci adım yeğen Anime karekteri gibi Davranmak peki nasıl yabacağız yaw güven abine sen: sikin varsa sevimli amın varsa havalı olucan işte ya ne tam tersi yeğen güven bana.
Üçüncü adım yeğen Anime karekteri gibi giyinmek, Peki nabacağız?
Bak camiiyi koluna al aldın mı? Dön ordan düz git yeğen yürü 100 metre heh japonyadasın şimdi . Gir bi dükkana de ki amcaya: "Anata to sekkusushitai" adam kızabilir yılma devam et bağırmaya sonra dur deki "Watashi wa chitsu o motte imasu" de adam durucak sonra soyucak sizi neden deme canım adam o kadar duygulandı ki Anime katekteri olma azminiz,isteğinizden sizi elleriyle giydiricek yani işi bittikten sonra giydirir sanırım...
Aynaya bak yeğen erkeksen etek japon okul kıyafeti ve pembe saçlı olmuş olacaksın. Bir hanım kızımızsan siyah saçlı pantolon kazak gözlüklü olmuş olacaksın.
İnsanlar trap diyebilir sana ama cahilliklerine ver sen anime karekterisin artık.
Gel bağcılar waifu kırahathane ve manga evine beraber yeşil çay içim manga okuyalım okey atalım adamsın yeğen
Son olarak insanlar seni sikmeye çalışırsa de ki
"1-Jikan-atari 1000-doru"
Rahat bırakırlar sizi böyle diyince yeğen.
Hadi shivaya emanet ol.
Annengillere selam söyle .
submitted by _raihee_ to kopyamakarna [link] [comments]


2020.09.11 03:34 yataginaltindakiocu Normie olarak blackpilli bir nevi benimsemeye başladım

Merhaba dostlar başlıkda dediğim gibi ben bir normieyim daha önce bir kez kız arkadaşım oldu,birkaç ortalama ve altı hatta gayet güzel kızda benle konuşmak istedi ben istemedim. Bir kızla en yakın olduğum zaman Avrupada bir ormanda kamptayken biriyle öpüşmüstüm, hoşlanmıştım ciddi hayallerim vardı ama mesafeden dolayı ilerleyemedi malesef. Daha önce hiç bir kızla yatmadım(volcel?). Şu ilişkim olan iki kızlada tiplerine bakarak değil tamamen kişiliklerine bakarakten yakınlaşmıştım.
Gelelim konuya son zamanlarda kızlardan iğrenmeye başladım birkaç şeyin farkına varıyorum belki "yeni mi fark ettin yarram" diyebileceğiniz şeyler ama evet yeni fark ediyorum.
Kızlar senle nasıl bir ilişki kuracaklarını seni ilk gördüklerinde kararlaştırıyor sonradan ne yaparsan yap boş. ilk boyuna sonra göz hattına,omuzlarına,çenene marketten kavun seçercesine inceliyorlar sen veya o erkek kadının karşısında bir objeden ibaret,kullanıp yenisini bulunca atabileceği bir obje. Her zaman kadınların bir erkek 'kanki'leri olur ki aslında o adam kız için simp ve cucktan başka bir şey değildir. O aşağılık erkek paraziti o kızın mabadını kaldırmaktan baska boka yaramaz. Kız o erkeğin çevresinde ki chadlerle tanışıp o paraziti göz ardı etmeye başlayınca o cuckımız eninde sonunda bir kız bulur ama hayal ettiği gibi olmayan ortalama birini. İksininde hayalinde chadler ve stacyler olduğu için mutlu hiç bir zaman olamayacaklar, erkek kendini yetersiz hissederken kız erkeğin istediği ilgiyi göstermeyecek.
Erkeklerde kısa süreli ilişkilerde hypergamyden çok hypogamy daha yaygın bu bir gerçek. Daha az seçiciler. Sonuçta erkek kendinden aşağı olan kızı fleshlighttan fazlası olarak görmüyor stacyilerde daha iyisini bulana kadar tutunabildikleri chade yapışıyorlar zaten. Kadınlarda özellikle gelişmemiş ülkelerde kibirin had safada olmasından dolayı hypergamy daha yaygın hepsi kendini çok güzel çok çekici zannediyor. Kendilerine bir hayat arkadaşı değil hayat boyu belgelenmiş köle arıyorlar. Sonlarıda önceki paragrafın sonuyla aynı.
Peki bunun sebebi ne doğuştan mı kadınlar böyle yoksa yaşadığımız topluluk mu onları bu hale getiriyor? Ya da daha geniş kapsamlı bir soru sormak gerekirse Çirkin insanlara (özellikle erkeklere) karşı doğuştan gelen bir nefret mi var? İnternette bulabildiğim tek şey 8-12 yaş arasındaki çocuklarla yapılmış bir deney sonuçlar evet doğuştan gelen bir rahatsızlanma ve güvenmeme duygusu var diyor ama 8-12 yaş aralığı zaten toplumun içinde bir çok medyayı halihazırda tüketmiştir izlediği çizgi filmdeki kötü karakter büyük ihtimalle gargamel gibi ya da kısa kilolu bir adam. Kısaca demek istediğim sorun sadece kadınlarda değil modern toplumun yapısında. Neyse daha fazla uzatmayı isterdim ama canım sıkıldı:p
submitted by yataginaltindakiocu to turkincel [link] [comments]


2020.08.28 18:19 griljedi GRRM - 2014 Söyleşileri

- "Gerçek hayatta iyiyle kötü arasındaki savaşın en zor yanı, hangisinin hangisi olduğunu belirlemektir... Geleneksel mutlu sonlara karşı içgüdüsel bir güvensizliğim var.”
- 1991'de bu fikri ilk aldığınızda, bunun sadece bir roman değil, birçok roman olduğunu biliyor muydunuz?
Bana gelen ilk sahne, ilk kitabın birinci bölümüydü, ulu kurt yavruları buldukları bölüm. Bu bana birdenbire geldi. Aslında farklı bir roman üzerinde çalışıyordum ve birden o sahneyi gördüm. Yazdığım romana ait değildi ama bana o kadar canlı geldi ki oturup yazmak zorunda kaldım ve bunu yaptığımda ikinci bir bölüm oldu ve ikinci bölüm Catelyn'di. Ned'in yeni döndüğü ve kralın öldüğü mesajını aldığı bölüm ve bu da bir tür farkındalıktı çünkü ilk bölümü yazarken gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Bu kısa bir hikaye mi? Bu bir romanın bölümü mü? Hepsi bu Bran denen çocukla mı ilgili olacak?Ama sonra, ikinci bölümü yazdığımda ve bakış açımı değiştirdiğimde - tam orada, tam başında, Temmuz 91'de önemli bir karar verdim. Tek bir bakış açısına sahip olmaktansa ikinci bir bakış açısına gittiğim dakika, kitabı çok daha büyük yaptığımı biliyordum. Şimdi iki bakış açım vardı ve iki tane elde ettiğinizde, üç, beş veya yedi veya her neyse olabilir. Üç ya da dört bölüm içinde olduğumda bile, büyük olacağını biliyordum.
Başlangıçta, bir üçleme düşündüm ve nihayet piyasaya sürdüğümde, bu şekilde sattım.Üç kitap: A Game of Thrones, A Dance With Dragons, Winds of Winter. Bunlar üç orijinal başlıktı ve üç kitap için kafamda bir yapı vardı. O zamanlar, doksanlı yılların ortalarında fanteziye, altmışlardan beri olduğu gibi üçlemelerin egemenliği altındaydı. Yayıncılığın o küçük ironilerinden birinde Tolkien aslında bir üçleme yazmadı. Yüzüklerin Efendisi adlı uzun bir roman yazdı. Ellili yıllardaki yayıncısı, "Bu tek bir roman olarak yayımlanamayacak kadar uzun. Onu üç kitaba ayıracağız" dedi. Böylece üçlemeyi elde etti, Yüzüklerin Efendisi o kadar büyük bir başarıya dönüştü ki yirmi yıldan fazla bir süredir diğer tüm fantezi yazarları üçleme yazıyordu. Bu kalıbı kararlı bir şekilde kıran, sanırım bir üçleme olarak da başlayan, ancak hızla ötesine geçen The Wheel of Time ile Robert Jordan'dı ve insanlar şunu görmeye başladı, "Hayır, daha uzun. Esasen bir mega romanınız olabilir! " Ve nihayetinde ben de aynı farkındalığa ulaştım, ancak '95'e kadar, A Game of Thrones'da zaten bin beş yüz el yazması sayfam olduğu ve sonuna kadar bile yaklaşmadığım ortaya çıktığında... Böylece benim üçlemem o noktada dört kitap oldu. Sonra, daha sonraki bir noktada, altı kitap oldu. Ve şimdi yedi kitapta sabit tutuyor.
İnşallah yedi kitapta bitirebilirim.
Büyük, biliyor musun? Ve gerçek şu ki, bu bir üçleme değil.Uzun bir roman. Gerçekten çok uzun bir roman. Bu bir hikaye ve hepsi bittiğinde, bir kutu setine koyacaklar ve bundan yirmi yıl sonra ya da bundan yüz yıl sonra hala okuyan biri varsa, hepsini birlikte okuyacaklar. Başından sonuna kadar okuyacaklar ve benim yaptığım gibi, hangi kitapta neler olduğunu unutacaklar.
- Kışyarı'nda geçen sahneleri yazarken ve birdenbire tamamen farklı bir konumla Daenerys sahnesine sahip olurken, sizin için büyük bir değişim miydi?
Oldukça erken bir tarihte, 91 yazında Daenerys'e ait şeyler vardı. Onun başka bir kıtada olduğunu biliyordum. Sanırım o zamana kadar zaten bir harita çizmiştim - ve üzerinde değildi. Westeros olarak anılacak tek kıtanın haritasını çizmiştim ama o sürgündeydi ve bunu biliyordum ve bu yapıdan bir nevi ayrılıştı. Kitabın başlangıç ​​yapısı açısından Tolkien'den ödünç aldığım bir şey. Yüzüklerin Efendisine bakarsanShire'da her şey Bilbo'nun doğum günü partisiyle başlar. Çok küçük bir odağınız var. Kitabın hemen başında Shire'ın bir haritası var - bunun tüm dünya olduğunu düşünüyorsunuz. Ve sonra onun dışına çıkarlar. Kendi içinde epik görünen Shire'ı geçerler ve sonra dünya büyüyor, büyüyor ve büyüyor... Ve sonra daha fazla karakter eklerler ve sonra bu karakterler ayrılır. Esasen oradaki ustaya baktım ve aynı yapıyı benimsedim. Taht Oyunları'ndaki her şey Kışyarı'nda başlar. Orada herkes bir aradadır ve sonra daha fazla insanla tanışırsınız ve nihayetinde ayrılırlar ve farklı yönlere giderler. Ancak bundan ilkinden ayrılan, her zaman ayrı olan Daenerys'ti. Sanki Tolkien, Bilbo'ya sahip olmanın yanı sıra, kitabın başından beri ara sıra bir Faramir bölümüne atılmış gibi.
- Aslında Daenerys, Kışyarı’na (sahnelerine) bağlıydı çünkü onun ailesine olanlar hakkında konuşulduğunu okuduk.
Örtüşmeler görüyorsunuz. Daenerys evlenir ve Robert, Daenerys'in yeni evlendiği raporunu alır ve buna ve yarattığı tehdide tepki verir.
- Çok güçlü ters dönüşleriniz var, okuyucunun dengesini bozuyorsunuz. Önceleri Sword in the Stone bölgesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz, kitabın dönüşeceği halini düşünebilirsiniz; örneğin kahramanın Bran olduğunu düşünebilirsiniz ama sonra sizinle okuyucu arasında hilekar bir oyuna dönüşmüş gibi...
Sanırım okumak istediğini yazıyorsun. Bayonne'de çocukluğumdan beri okurdum, doymak bilmez bir okurdum. "George, burnu kitapta" diye seslenirlerdi. Bu yüzden hayatımda birçok hikaye okudum ve bazıları beni çok derinden etkiledi; diğerlerini ben onları yere koyduktan beş dakika sonra unuttum. Gerçekten takdir etmeye başladığım şeylerden biri, benim kurgumda bir tür öngörülemezlik. Beni nereye gittiğini gördüğüm bir kitaptan daha çabuk sıkan hiçbir şey yok. Siz de okudunuz. Yeni bir kitap açarsınız ve ilk bölümü, belki ilk iki bölümü okursunuz ve geri kalanını bile okumanıza gerek kalmaz. Tam olarak nereye gittiğini görebilirsiniz. Sanırım ben büyürken ve televizyon seyrederken bunun bir kısmını aldım. Annem olayların nereye gittiğini her zaman tahmin ederdi, ister I Love Lucy ister onun gibi bir şey olsun. "Pekala, bu olacak" derdi. Ve tabii ki, olur! Ve hiçbir şey daha hoş değildi, farklı bir şey olduğunda aniden bir şaşırırdı, twsit haklı olduğu sürece.
Bir anlam ifade etmeyen gelişigüzel dönüşler yapamazsınız. İşlerin takip etmesi gerekiyor. Sonunda "Aman Tanrım, bunun olacağını görmedim ama önceden haber verildi; burada bir ipucu vardı, orada bir ipucu vardı. Onu görmeliydim geliyor. " demelisiniz ve bu benim için çok tatmin edici. Bunu okuduğum kurguda ararım ve kendi kurguma yerleştirmeye çalışırım.
- Bran'ın itilmesi gibi, bunu da önceden haber veriyorsunuz, böylece okuyucu aldatılmış hissetmez. Kızıl Düğün de aynı.
Kurgu ve yaşam arasında her zaman bir gerilim vardır. Kurgu, hayattan daha fazla yapıya sahiptir. Ama yapıyı saklamalıyız. Sanırım yazarı saklamalıyız ve bir hikayeyi gerçekmiş gibi göstermeliyiz. Çok fazla hikaye çok yapılandırılmış ve çok tanıdık. Okuma şeklimiz, televizyon izleme şeklimiz, sinemaya gitme şeklimiz, hepsi bize bir hikayenin nasıl gideceğine dair belirli beklentiler verir. Gerçek hikayeden tamamen bağımsız olan nedenlerle bile. Sinemaya gidiyorsun, büyük yıldız kim? Tamam, Tom Cruise yıldızsa, Tom Cruise ilk sahnede ölmeyecek, biliyor musun? Çünkü o yıldız! Geçmesi gerekiyor. Veya bir TV şovu izliyorsunuz ve adı Castle. Castle karakterinin oldukça güvenli olduğunu biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ve sonraki hafta da orada olacak.
İdeal olarak bunu bilmemelisin. Duygusal katılım, bir şekilde bunu aşabilirsek daha büyük olurdu. Yani yapmaya çalıştığım şey bu, biliyor musun? Bran, önsözden sonra tanıştığınız başlıca karakterlerden ilki. Yani "Oh, tamam, bu Bran'ın hikayesi, Bran burada bir kahraman olacak" diye düşünüyorsunuz. Ve sonra: Hata! Orada Bran'a ne oldu? Hemen kuralları değiştiriyorsunuz. Ve umarım bu noktadan sonra okuyucu biraz belirsizdir. “Bu filmde kimin güvende olduğunu bilmiyorum.” Bunu dedirtmek gerekir. Ve insanlar bana “Kitaplarda kimin güvende olduğunu asla bilemiyorum. Asla rahatlayamam. " dediğinde bunu seviyorum. Bunu kitaplarımda istiyorum. Ve bunu okuduğum kitaplarda da istiyorum. Her şeyin olabileceğini hissetmek istiyorum. Alfred Hitchcock bunu yapan ilk kişilerden biriydi, en ünlüsü Psycho'da. Psycho'yu izlemeye başlıyorsun ve onun kahraman olduğunu düşünüyorsun. Öyle mi? Onu sonuna kadar takip ettin. O duşta ölemez!
- Ned korucunun kafasını kestiğinde belirsizliğe erken işaret edersin ama o yanılıyor. Kesin değil. Ve hatta Jaime Lannister, Bran'ı pencereden dışarı ittiği sahneden sonra Tyrion ile dostça bir ilişki kurar. Onun başka bir yanını görüyorsunuz.
Gerçek insanlar karmaşıktır. Gerçek insanlar bizi şaşırtıyor ve farklı günlerde farklı şeyler yapıyorlar. Santa Fe'de birkaç ay önce satın alıp yeniden açtığım küçük bir tiyatrom var. Bazı yazar etkinlikleri düzenliyoruz. Birkaç hafta önce bir imza için Pat Conroy vardı. Harika yazar, harika Amerikalı yazarlarımızdan biri. Ve kariyerinin çoğunu babası hakkında bu kitapları yazarak geçirdi. Bazen anı olarak, bazen kurgu olarak atılıyor, ancak babasıyla olan sorunlu ilişkisinin, ona farklı bir isim ve farklı bir meslek verdiğinde ve tüm bunlara rağmen baktığını görebilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun, Pat Conroy’un babası Büyük Santini karakteri, modern edebiyatın en büyük karmaşık karakterlerinden biridir. O çirkin bir tacizci, çocuklarını terörize ediyor, karısını dövüyor, ama aynı zamanda bir savaş kahramanı, bir dövüşçü ve tüm bunlar. The Prince of Tides'daki karakter gibi bazı sahnelerde, bir kaplan satın aldığı ve bir benzin istasyonu açmaya çalıştığı ve işler ters gittiği, neredeyse bir Ralph Kramden komik adamıdır. Bunu okuyorsun ve hepsi aynı adam ve bazen ona hayranlık duyuyorsun ve bazen ona karşı nefret ve tiksinme hissediyorsun ve oğlum, bu çok gerçek. Hayatımızdaki gerçek insanlara bazen böyle tepki veririz.
- Kitaplarınızda kadınlar güçlüdür.
Ama ataerkil bir toplumda mücadele ediyorlar, bu yüzden her zaman üstesinden gelmeleri gereken engeller var ki bu gerçek orta çağların hikayesiydi. Aquitane'li Eleanor gibi güçlü bir kadına sahip olabilirsiniz, iki kralın karısı olabilirdi ve yine de kocası, sırf ona kızdığı için onu on yıl hapse atabilirdi. Farklı zamanlardı ve bu bir fantezi dünyası, bu yüzden daha da farklı.
- Sonunda hangi strateji işe yarayacak?
Bu (hikayeyi) söylemek olurdu. Görmek için sonuna kadar gitmelisin.
- Karakterleriniz için, Jaime'nin Brienne of Tarth ile seyahat etmesi gibi harika ters karakterleriniz var. Tazı ile Arya gibi başka eşleşmeler de var. Bilinçli olarak ters karakter mi yaratıyorsunuz?
Drama çatışmadan ortaya çıkıyor, bu yüzden birbirinden çok farklı iki karakteri bir araya getirip geride durup kıvılcımların uçuşunu seyretmeyi seviyorsunuz. Bu size daha iyi diyalog ve daha iyi durumlar kazandırır.
- Tyrion için Joffrey’in ölümü işleri daha iyi yapmaz, işleri daha da kötüleştirir. Tyrion'un başı büyük belada ve tüm seri boyunca bir noktaya değinmeye çalıştığım bir şeyi kanıtlıyor: Kararların sonuçları var. Robb, Frey Hanesi'ne sözünü tutmaz ve Frey’in kızlarından biriyle evlenmezse, bunun onun için korkunç sonuçları olur. Tyrion’un sorunlarından biri de geveze olmasıydı. Serinin başından beri bir şeyler söylüyor, Cersei'ye bu üstü kapalı tehditler - "Bir gün bunun için seni alacağım, bir gün neşen ağzında küle dönecek." Şimdi, tüm bu açıklamalar onu gerçekten suçlu gösteriyor.
Sanırım katilin amacı, bunu başka bir Kızıl Düğün haline getirmek değil - Kızıl Düğün çok açık bir şekilde cinayet ve kasaplıktı. Bence Joffrey’in ölümüyle ilgili fikir, onu bir kaza gibi göstermekti - birisi kutlama yapıyor, Heimlich manevrasını icat etmemişler, bu yüzden birisi boğazına yemek taktığında, bu çok ciddidir. Bunu biraz İngiltere Kralı Stephen'ın oğlu Eustace'in ölümüne dayandırdım. Stephen, tacı kuzeni İmparatoriçe Maude'dan gasp etmişti ve uzun bir iç savaşla savaştılar ve anarşi ile savaş ikinci nesle aktarılacaktı çünkü Maude'un bir oğlu, Henry ve Stephen'ın bir oğlu vardı. Ama Eustace bir ziyafette boğularak öldü. İnsanlar hala bin yıl sonra tartışıyorlar: Boğuldu mu yoksa zehirlendi mi? Çünkü Eustace'i ortadan kaldırarak İngiliz iç savaşını sona erdiren bir barış getirdi. Eustace’ın ölümü [tesadüfi olarak] kabul edildi ve bence buradaki katillerin umduğu şey buydu - tüm krallık Joffrey’in bir parça turta üzerinde boğulup öldüğünü görecek. Ama güvenmedikleri şey, Cersei’nin bunun cinayet olduğuna dair acil varsayımıydı. Cersei bir an bile buna kanmadı. Bunun kaza sonucu bir ölüm olduğuna inanmıyor. Sahnenin çekildiğini gördünüz, boğulma ihtimali olduğu için mi karşımıza çıkıyor yoksa zehirlendiği çok açık mı?
- Neden “Buz ve Ateş Şarkısı” romanlarınıza tecavüz veya cinsel şiddet olaylarını dahil ettiniz? Bu sahnelerle daha büyük hangi temaları ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Bir sanatçının gerçeği söyleme yükümlülüğü vardır. Romanlarım epik fantezi ama tarihten ilhama dayanıyorlar. Tecavüz ve cinsel şiddet, eski Sümerlerden günümüze kadar yapılan her savaşın bir parçası olmuştur. Onları savaşa ve güce odaklanan bir anlatımdan çıkarmak, temelde yanlış ve sahtekârlık olurdu ve kitapların temalarından birini baltalardı: insanlık tarihinin gerçek dehşetinin orklardan ve Kara Lordlardan değil, bizden kaynaklandığı... Biz canavarlarız. (Ve kahramanlar da). Her birimizin kendi içinde büyük iyilik ve büyük kötülük kapasitesi vardır.
- Kitapların bazı eleştirmenleri, bu tür sahnelerin Westeros dünyasının genellikle karanlık ve ahlaksız bir yer olduğunu göstermesi amaçlansa bile, romanların seyri boyunca bu anlara aşırı bir güven duyulduğunu ve belirli bir noktada olduklarını söylediler, artık şok edici değil ve heyecan verici hale geliyor. Bu eleştiriye nasıl yanıt veriyorsunuz?
Westeros'un "karanlık ve ahlaksız bir yer" olduğu fikrine itiraz etmeliyim. Burası Disneyland Orta Çağları değil, hayır ve bu oldukça kasıtlı ... ama kendi dünyamızdan daha karanlık veya ahlaksız da değil. Tarih kanla yazılır. Cinsel veya başka türlü "Buz ve Ateşin Şarkısı" ndaki vahşet, herhangi bir iyi tarih kitabında bulunabileceklerle karşılaştırıldığında soluk kalır.
Bazı cinsel şiddet sahnelerinin heyecan verici olduğu eleştirisine gelince, bana bu eleştirmenler hakkında kitaplarımdan daha çok şey söylüyor gibi geliyor. Belki onlar bazı sahneleri heyecan verici bulmuşlardır. Okuyucularımın çoğu, sanırım onları amaçlandığı gibi okudu.
Yazar olarak kariyerimin en başından beri felsefemin "göster, söyleme" felsefesi olduğunu söyleyeceğim. Kitaplarımda ne olursa olsun, eylemi özetlemek yerine okuyucuyu bunun ortasına koymaya çalışıyorum. Bu, canlı duyusal ayrıntılar gerektirir. Mesafe istemiyorum, seni oraya koymak istiyorum. Söz konusu sahne bir seks sahnesi olduğunda, bazı okuyucular bunu son derece rahatsız buluyor… ve bu cinsel şiddet sahneleri için on kat daha doğru.
Ama olması gerektiği gibi. Bazı sahneler rahatsız edici, rahatsız edici ve okunması zor olabilir.
- Martin, HBO şovunda yapılan küçük değişikliklerin daha sonra oradaki hikaye üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olacağı hakkında biraz konuşuyor. TV yapımcılarının yaptığı seçimleri kontrol etmediğini bize bildirdiğinizden emin oldu.
- Robert’s Rebellion hakkında bir kitap yazacak mısın?
"Muhtemelen değil." Sonraki iki kitapta Robert’s Rebellion’a daha çok geri dönüşler ve imalar olacak. "Bu serinin sonunda olan her şeyi öğreneceksin". Bununla ilgili bir kitap o zaman çok ilginç olmazdı.
- Bize bir warg ejderha binicisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Bir ejderhayı warglayan birinin geçmişte emsali yoktur. Ejderha ve binici arasındaki efsanevi bağın zengin bir tarihi var. Çok uzaklardan (hmm) bile sürücülerine yanıt veren ejderhaların gerçek ve çok güçlü bir bağ olduğunu gösteren örnekler olmuştur. Bununla ilgili daha çok şey öğreneceğiz. Okumaya devam edin.
- ASOIAF’taki en favori alıntınız nedir?
Tek bir tane yok ama Septon Meribald’ın savaş hakkında yaptığı konuşmayı seviyorum.
- Kendinizi kitaplarda hangi karakter olarak görüyorsunuz? İçinde en çok hangi karakter var?
Tyrion demek isterdim ama bu gerçekten Samwell Tarly. Tyrion daha çok aksiyon alıyor, daha çok yatıyor (kahkahalar) ama ben daha çok Sam gibiyim.
- Bir kitap okuyucu olarak, şovdaki benzer durumu izlemeden önce bunu okumak çok tatmin ediciydi (Arya, show’da Polliver'ı öldürürken Lommy'den söz ediyor, kitaplarda Raff). Bahsettiğiniz gibi, şov içeriğini kontrol edemezsiniz. Sezon 5'e doğru ilerlerken böyle açıklamaların önünde kalmak için daha fazla bölüm yayınlamayı planlıyor musunuz? Ayrıca Arya, o bölümde beklediğimizden çok daha yaşlı görünüyor. “Mercy”, gelecekte Dans'ın sonundan itibaren bir yıldan fazla mı oluyor yoksa sadece Arya'nın her zaman yaşından büyük görünmesi mi meselesi mi?
- [Martin'den büyük bir sessizlik]. Bu bölüm yaklaşık on yıl önce yazılmıştı ve önce Ziyafet'in sonunda olması gerekiyordu, ardından Dans'ın sonuna dahil edilmişti ama bir sondan çok bir başlangıç ​​gibi görünüyor, bu yüzden epey hareket etti. Çocukların biraz büyüyebilmesi için kitaplarda olması gereken beş yıllık boşluğun da bir parçasıydı. Bu, Arya ve Bran gibi karakterler için işe yaradı, ancak Jon Snow veya diğerleri için hiç işe yaramadı. Beş yıl önce Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandanı oldum. O zamandan beri pek bir şey olmadı… ”(kahkahalar). Arya'yı şimdiki yaşına geri getirmek için o bölümde biraz çalıştım. Orada zaman aralığı yok (hikaye dizisinde tam olarak ne zaman geldiğini söylemiyor). Unutmayın, bu bir önizleme bölümüdür, yine de geri dönüp yayınlanmadan önce üzerinde yeniden çalışabilirim.
[Sorum bu olduğu için tahmin ettiğime eminim ama Martin, Arya'nın yaşının burada bir sorun gibi göründüğünü biraz düşünmüş görünüyor. Bir çeşit, "O lanet bölümü bir daha yeniden yazmayacağım." 5. sezondan önce daha fazla önizleme bölümü yayımlayıp yayımlamayacağına dair gerçek bir yorum ve gösteriye neyin girileceğini kontrol etmediğine dair başka bir hatırlatma yok.]
- Tyrion babasıyla yüzleşmek için gittiğinde, ne yapacağını düşünüyor? Onunla sadece sohbet mi ediyorsun?
O noktada bunu düşündüğünü sanmıyorum. O sırada sefilleri oynuyor. Her şeyini kaybetti. Güvenli bir yere kaçırılacak ama orada ne yapacak? Lannister Hanesi'ndeki yerini kaybetti, saraydaki yerini kaybetti, tüm altınını kaybetti - bu, hayatı boyunca onu ayakta tutan tek şeydi. Cüce olmanın dezavantajları ne olursa olsun, şövalye olmak için gerekli fiziksel yetenekleri yoktu, ancak eski ve güçlü bir ismin ve bir şeyler satın almak isteyebileceği tüm altının büyük avantajına sahipti. Bronn gibi takipçileri ve onu savunmak için diğer insanları... Şimdi tüm bunları kaybetti ve aynı zamanda, kayıtsız şartsız sevdiği ve her zaman onun yanında olduğu tek kan bağı Jamie'nin hayatının bu travmatik olayında, nihai ihanette rol oynadığını öğrendi. O kadar incindi ki diğer insanları incitmek istiyor ve Shae'nin kendisine söylediği hesaptan nerede olduğunu anladığı ve bu merdivenin bir zamanlar onun olan bir oda olduğunu bildiği bir heves anı, şimdi babası ondan gasp etti. Bu yüzden babasını görmek için yukarı çıkıyor ve oraya vardığında ne söyleyeceğini ya da yapacağını bildiğini sanmıyorum ama - bir kısmı bunu yapmaya mecbur hissediyor. Ve tabii ki sonra Shae'yi orada buluyoruz, bu onun için ek bir şok, karnındaki ek bir bıçak.
Bence bazen insanlar çok zorlanıyor, bazen insanlar kırılıyor. Ve bence Tyrion zirve noktasına ulaştı. Cehennemden geçti, defalarca ölümle yüz yüze geldi ve gördüğü gibi bakmaya çalıştığı, onayını kazanmaya çalıştığı tüm insanlar tarafından ihanete uğradı. Hayatı boyunca babasının onayını almaya çalışıyordu. Ve şüphelerine rağmen, Shae'ye aşık oldu, kalbini ona vermesine izin verdi. Artık yapamayacağı bir noktaya ulaşır. Sanırım iki eylem, birbirlerinin anlarında gerçekleşse de oldukça farklı. Lord Tywin'e öfkeliydi çünkü ilk karısı ve ona olanlar hakkındaki gerçeği öğrendi ve Tywin ona fahişe demeye devam ediyor - Lord Tywin'in mantığına göre... Lord Tywin, Tyrion'u sevmediği için kimsenin Tyrion'u sevemeyeceğine inanıyor. Demek ki cüceyi Lannister olduğu için yatağına yatırmaya çalışan alt sınıftan bir kız olduğu açık, böylece leydi olabilir, parası olabilir ve bir şatoda yaşayabilir. Yani temelde bir fahişe olmaya eşdeğer - statüye sahip olduğu için ona bayılıyor ve Tyrion'a bu konuda bir ders vermeye çalışıyor. Ve böylece yarasına tuz dökmeye benzeyen "fahişe" kelimesini kullanmaya devam etti ve Tyrion ona bunu yapmamasını, o kelimeyi bir daha söyleme dedi. Ve o kelimeyi tekrar söyledi ve o anda, Tyrion'un parmağı tetiğe bastı.
Shae ile bu çok daha kasıtlı ve bazı yönlerden daha acımasız bir şey. Bu anlık bir hareket değil, çünkü onu yavaşça boğuyor ve kadın kurtulmaya çalışıyor, kavga ediyor. İstediği zaman bırakabilirdi ama öfkesi ve ihanet duygusu o kadar güçlü ki bitene kadar durmuyor ve bu muhtemelen şimdiye kadar yaptığı en kara eylemdi. Lord Tywin'in yaptığı küçük gösteriden sonra onu terk ederek ilk karısına yaptığı şey ve onun ruhunun büyük suçu bu... Şimdi Westeros standartlarına göre, bu hiç de suç sayılmaz - "Yani bir lord, bir fahişeyi öldürdü, sorun değil." Bunun için, düşük doğumlu kadınlara, fahişelere ve meyhane fahişelerine hor gören, onları kullanan ve atan diğer lordlardan ve şövalyelerden daha fazla cezalandırılması olası değildir. Bu dünya için bir şey değil ama yine ona musallat olacak bir şey olsa da babasını öldürme eylemi sonsuza dek arkasını olmayacak bir şeydi çünkü hiçbir insan bir akraba katili kadar lanetli değildir.
Tywin, Shae'yi biliyordu. Muhtemelen onun, açıkça “o fahişeyi saraya getirmeyeceksin” dediği ve Tyrion'un ona tekrar meydan okuduğunu ve o fahişeyi saraya çıkardığını söylediği aynı kamp takipçisi olduğunu anladı. Burada tam olarak ne olduğuna gelince, bu gerçekten konuşmak istemediğim bir şey çünkü hala açıklayamadığım ve daha sonraki kitaplarda açıklanacak yönleri var. Ancak tüm bunlarda Varys'in rolü de dikkate alınması gereken bir konudur. Kitaplardaki Shae, Tyrion hakkında başka bir john(?) kadar umursamayan, kampı takip eden, manipülatif bir fahişedir ama o, küçük bir genç seks kedisi gibi, tüm fantezilerini besleyen çok uyumludur; o gerçekten sadece para ve statü için yaşıyor. O, Tywin'in Tyrion’un ilk karısının aslında olmadığını düşündüğü her şeydir.
- Ona ilham veren Frost şiiri dünyanın sonu hakkındadır ve bu, Martin'in icat ettiği evrenin yedinci kitabın sonunda sıcak ya da soğuk ya da muhtemelen her ikisi ile yok olması gerektiğini ima ediyor gibi görünüyor.
Yazar kıkırdıyor: "Bu konuda yorum yapmayacağım. Bunun için iki kitap için endişelenebilirsin. Ama tüm insanların ölmesi gerektiği doğru."
- Web sitelerinde görünen birçok hayran teorisi sorulduğunda Martin şunları söyledi: "Bu konuyla boğuştum, çünkü okuyucularımı şaşırtmak istiyorum. Bir okuyucu olarak öngörülebilir kurgudan nefret ediyorum, öngörülebilir kurgu yazmak istemiyorum. "Okuyucumu şaşırtmak ve memnun etmek ve onları geldiğini görmedikleri yönlere götürmek istiyorum ama planları değiştiremem. 90'lı yıllarda ilk fan panolarını okumamın ve durmamın nedenlerinden biri de bu. Birincisi, zamanım yoktu, ancak iki konu tam da bu. O kadar çok okuyucu kitapları o kadar dikkatle okuyordu ki bazı teoriler ortaya atıyorlardı ve bu teorilerin bazıları eğlenceli boğalar ve yaratıcı olsa da, teorilerin bazıları haklı. En az bir veya iki okuyucu, kitaplara yerleştirdiğim ve doğru çözüme ulaştığım son derece ince ve belirsiz ipuçlarını bir araya getirmişti. Öyleyse ne yapmalıyım? Değiştiriyor muyum? Bu konuyla boğuştum ve bunu değiştirmenin bir felaket olacağı sonucuna vardım çünkü ipuçları vardı. Bunu yapamazsın, o yüzden ben devam edeceğim.”
- "Kurtlar, Amerika'nın soyundan gelen ve binlerce yıl öncesine dayanan Avrupa folklorunun bir parçasıdır. Roma, Romulus ve Remus'ta - kurtlar ve insanlar arasında her zaman bu ilişki vardır." Bu ilişki Martin'in dizisinde defalarca görülüyor ve Martin'in son iki kitap sonunda piyasaya sürülürken devam edeceğini söyleyeceği bir şey. Özellikle Arya'nın kurdu Nymeria önemli bir rol oynayacak. "Biliyor musun, bir şeyler hakkında bilgi vermekten hoşlanmam." diyor Martin, yüzüne yayılan bir gülümsemeyle. "Ama kullanmayı düşünmediğiniz sürece dev bir kurt sürüsünü duvara asamazsınız."
- İşinize aşina olmayanlar için dizi hayali bir dünyada geçiyor. Krallığın kontrolü için bir mücadele var. Bu hanedan savaşı, esasen üç ana olay örgüsünden biridir. Bu tür insanüstü karakterleri içeren başka olay örgüsü satırları da var ve sonra eski tahtının geri dönüşünü arayan sürgün Targaryen kızı var. Neden bu üç ana olay örgüsü?
- Tabii ki uzakta olan iki şey var - Sur’un kuzeyindeki şeyler (Diğerleri) ve sonra diğer kıtada ejderhalarıyla Targaryen var - elbette "Buz ve Ateşin Şarkısı" başlığının buz ve ateşi. . " Yedi krallığın başkenti olan King's Landing'de ortada meydana gelen merkezi şeyler, çok daha fazlası tarihi olaylara ve tarihi kurguya dayanıyor. Güllerin Savaşları'ndan ve 100 Yıl Savaşları etrafındaki diğer bazı çatışmalardan gevşek bir şekilde alınmıştır, ancak elbette fantastik bir twist ile. Biliyorsunuz, başladığım dinamiklerden biri, King's Landing'deki yedi krallık içindeki küçük güç mücadeleleri tarafından bu kadar tüketilen insanlardı - kim kral olacak? Küçük Konsey'de kimler olacak? Politikaları kim belirleyecek? - krallıklarının çevresinde çok uzakta meydana gelen çok daha büyük ve daha tehlikeli tehditlere karşı körler...
Ve tabii ki, bunu tarih boyunca görebilirsiniz. Tarihte yer alan ortak bir dinamiktir. Biliyorsunuz, Yunan şehir devletleri, İsa'nın doğumundan önce, biliyorsunuz, Makedonyalı Philip hepsini fethetmek için ordularını oluştursa bile birbirleriyle kavga ediyorlar ama bunu modern zamanlarda bile görüyorsunuz, biliyorsunuz - Fransa'nın Üçüncü Cumhuriyet döneminde, Nazi tehdidi yükselirken siyasi mücadeleleri... Ancak Fransız siyasetçiler neredeyse Nazilerle arkadaş olmayı tercih ediyorlardı. Ve belki modern gündeki derslerimiz de. Kim bilir? Demek istediğim, şu anda dünyamızda iklim değişikliği gibi şeyler oluyor, bu, nihayetinde tüm dünya için bir tehdit. Ama insanlar onu politik bir futbol yerine kullanıyorlar, bilirsiniz… Herkesin bir araya geleceğini düşünürsünüz.
Bu, muhtemelen insan ırkını yok edebilecek bir şey. Bu yüzden, özellikle modern zaman meselesine değil, kitabın yapısıyla ilgili genel bir şey olarak bir analog yapmak istedim.
- Kitapta ( Buz ve Ateşin Dünyası) ipuçları bulmayı uman hayranlar için bir soru kalıyor: Tarih tekerrür eder mi? Martin’in arsız yanıtı: “Yankılanan bir evet ve hayır. Biraz belki. "
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.06.15 21:35 snowieez Feanor ve Fingolfin Kimdir?

Feanor ve Fingolfin Kimdir?
En baştan uyarayım, biraz fazla uzun bir yazı. Feanor ve Fingolfin olmak üzere iki parta ayrılıyor. :D Bu ve Orta Dünya ile alakalı diğer yazılarım için uzun zaman önce açtığım bloğa bakabilirsiniz. İsteyenlere link; http://middle-earthh.blogspot.com/2015/02/feanor-ve-fingolfin.html

Feanor

Feanor

Feanor, Ağaçların Çağında Valinor’da Tirion kentinde doğmuştur. Babası Noldor’un Kralı Finwe, annesi ise Serinde Miriel’dir. Annesi Miriel, Feanor doğduktan hemen sonra ruhu bedeninden ayrılmıştır, çünkü bütün gücünü ve kudretini oğlu Feanor’a geçirmiştir. Böylece doğmuştur Noldor’un en kudretlisi, Valinor’un altın ışıkları içinde.. Diğer ismi (babasının verdiği isim), Curufinwe’dir.
Miriel doğumdan sonra bedeni kötü duruma gelince, Finwe Manwe’nin huzuruna çıkıp ondan nasihat istemiş, o da Miriel’i Lorien’de Irmo’nun bakımına vermiş ve orada uykuya dalmış Miriel. Bedeni uyur gözükmüş fakat ruhu bedeninden ayrılıp çoktan Mandos'un Salonlarına gitmiş ve bir daha hiç dönmemiş. Finwe bu duruma çok üzülmüş, sık sık Lorien’e onu ziyarete gitmiş fakat o bir daha hiç uyanmamış, bir süre sonrada Finwe bir daha Lorien’e gitmemiş. Sonra Finwe tüm sevgisini oğlu Feanor’a vermiş, Feanor’un içinde tutuşan gizli bir alev varmış gibi hızla büyümüş. Uzun boylu, güzel yüzlü, iradesi güçlü, gözleri delip geçercesine parlak, saçları kuzguni siyahmış; tüm hedeflerini hırsla ve yolundan dönmeden kovalamaktaymış.
O zamanlar ve sonrasında Noldor arasında aklı en kurnaz, eli en becerikli olan oymuş, Gençlik döneminde bilge Rumil’in eserini geliştirerek Eldar’ın sürekli kullanacağı harfleri tasarlamıştır. Ayrıca değerli taşların oldukları hallerden nasıl daha büyük ve daha parlak olabileceklerini ilk o keşfetmiş.

https://preview.redd.it/ojegavwik4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=21156a67a1266aa7ce75f0bd48b1ac0399d51581
Feanor daha sonraları, Noldor arasında Aule’nin en sevdiği Mahtar isimli ulu bir demircinin kızı olan Nerdanel ile evlenmiştir. Feanor ve Nerdanel’in yedi çocuğu olmuştur. Bunlar; Uzun Maedhros, sesi ülkenin ve denizlerin ötesinden duyulan güçlü şarkıcı Maglor, kumral Celegorm, esmer Caranthir, babasının el becerisinin çoğunu miras almış olan becerikli Curufin, huyları ve yüzleri birbirlerine benzeyen en küçükler olan ikiz Amrod ve Amras'tır.
Finwe, karısı Miriel’in ölümünden sonra tekrar evlenmiştir. İkinci eşi bir Vanyar Elfi olan İndis’tir. Finwe ile İndis’in daha sonraki günlerde; Finarfin ve Fingolfin isimli iki çocukları daha olmuştur. Kardeşler içerisinde dil ve el becerisinde en kudretlileri Feanor’du, ruhu bir alev gibi yanıyordu. Fingolfin ise en güçlü, en metin ve en cesur olanlarıydı. Finarfin ise en iyi, yüreği en bilge olandı.

https://preview.redd.it/tlyesnhjk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=4f32cf7f6c4a4ca6c812ce2c686cc80b72bb35b4
Feanor’un annesine düşkünlüğü yüzünden, İndis ve oğulları Fingolfin ve Finarfin’e kin duymaktaydı, içlerinde en çokta Fingolfin’i sevmezdi, çocukluklarında bile onlarla sürekli bir rekabet içindeydi. Sürekli başı dik gezerdi ve kendisini kardeşlerinden daha üstün görürdü ve belki de öyleydi, fakat böyle düşünmesi bile onun kalbini daha da köreltmekteydi…
Bütün bu olaylar gelişirken Melkor’un cezası sonuna geldi ve Mandos’un Zindan’larından çıkartılarak tekrar Manwe’nin huzuruna çıkartıldı. Bütün Valar ve Maiar ordalardı, Eldar’ın da çoğu oradaydı. Melkor affedildi ve Valmar sınırlarında yaşamasına izin verildi. Lakin Ulmo ve Tulkas ona aldanmadılar.
Feanor’un düşüncelerinde yeni bir fikir oluşmaktaydı. Ağaçların ışığının nasıl korunabileceğini düşündü uzun bir süre. Sonra uzun ve gizli bir işe girişti, tüm ilmini ve ince hünerlerini bir araya getirdi; her şeyin sonunda Silmaril’leri yarattı. Üç büyük mücevher şeklindeydiler. Arda Krallığında ona zarar verebilecek hiçbir güç yoktu. Feanor, Mücevherlerin iç ateşini Valinor Ağaçları’nın uyumlu ışığından yaratmıştı. Silmaril’ler böylece canlı varlıklar haline gelmişlerdi. Herkes Feanor’un eserlerinin önünde şaşkınlık içinde kaldı. Varda, Silmarilleri Kutsadı; içinde kötülük olan hiçbir kimse onlara el süremesin diye büyüledi. Feanor, taşları Valar’ın korumasına bırakmadı, çünkü onları o kadar çok seviyordu ki, kimselere güvenemezdi. Bu yüzden onları Tirion’da ki Hazine odasının derinliklerine kapattı, babası ve oğulları haricinde kimsenin görmesine izin vermedi.
https://preview.redd.it/m2ryv2vjk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=179407ad3b01f365d4918f32213df17e91eb8230
Feanor ve Silmariller

Feanor ve Silmariller

Melkor’da Feanor’un yarattığı Üç Taş’ı yakından izlemişti ve içinde onlara karşı bir istek ve hırs oluşmuştu. Melkor, Silmaril’leri istiyordu... Böylece işe koyuldu ve Valar’ı Eldar’a kötülemeye çalıştı, başlarda ufak yalanlarla, sonra ise büyük iftiralarla. Noldor’u hiç sevmedi ve onlara; Valar’ın onları Aman’a hapsettiğini ve Orta Dünya’yı onlardan esirgediklerini söylüyordu. Noldor bu sözlere pek aldırmasa da yine de etkilendi. Feanor’da duydu bu sözleri, içinde özgür olmak ve başka topraklara gitme hissi daha da ateşlendi. Dahası Melkor, Noldor’u da kendi içinde düşürmeye çalıştı, Feanor ile İndis’in oğullarının arasını açtı. Sonunda Melkor başarılı oldu ve Valinor’un parlak günlerinin sonunu getirdi; Feanor artık açık açık özgür olacağını, dış dünyaya, Orta Dünya’ya göç edeceğini ve eğer gelirlerse Noldor’u da esaretten kurtaracağını söylüyordu ve Valar’ın hükmüne karşı çıkıyordu. Fingolfin, Feanor’un kendini sanki bir kralmış gibi görmesinden rahatsız olmuş ve bu konuyu babası ile konuşmak için Tirion’un sarayına gitmiş, Feanor onu orada görmüş ve kendisini babasına kötülediğini düşünerek olaya girmiştir. Bu durum üzerine Fingolfin hiçbir kelime etmeden saraydan ayrılmıştır. Feanor onu takip edip dışarıda onu sıkıştırmış ve kılıcını çekip tehtid etmiştir. Bunun sonucunda Valar, Feanor’u huzurlarına çağırdı. Sonunda her şey açığa çıktı ve Melkor suçlandı, Tulkas derhal ayrılarak Melkor’u aramaya gitti. Lakin bu Feanor’un suçunu hafifletmedi. Feanor 12 yıllık bir sürgüne mahkum edildi. Bu sürgüne babası da onunla geldi. Ayrıca yedi çocuğu da onunla birlikte gitti. Bu süre içinde Fingolfin, Tirion’da ki Noldor’u yönetti.
Sürgün bitti ve Feanor ve maiyeti Formenos’a geri döndü. Bir süre sonra Melkor açık açık Formenos’a gelerek Feanor'la konuştu. Fakat Feanor onu evinden kovdu. Melkor bir süre kimselere gözükmedi. Valar dostluk için bir divan daha topladı ve bütün Eldar’ı çağırdı. Birçok kişi geldi, gelenler arasında Feanor ve Fingolfin’de vardı. Finwe, Formenos’da kalmıştı. Divan sırasında Fingolfin ve Feanor’a barışmaları emredildi ve Fingolfin, Feanor’un çizdiği yoldan gitmeye yemin etti. Bu divan sürerken Melkor, Ungoliant isimli bir başka güç ile iki ağaca saldırmış ve ışıklarını söndürmüştü. Haber Manwe’nin divanına ulaştı, inanılmaz bir kargaşa çıktı, Tulkas ve Orome hemen ayrıldılar. Ağaçların yanına gittiler, hemen arkalarında da birçok Eldar geliyordu fakat ışık sönmüştü, Melkor orada yoktu. Eldar ve Valar ağaçların yanındayken Melkor ve Ungoliant Formenos’a gittiler ve kapıları kırıp içeri girdiler, orada kral Finwe önlerine dikildi. Melkor tek bir hamlede Finwe’yi öldürüp cansız bedenini yere serdi. Ardından hızla hazine odasına gidip tüm hazineleri ve Silmariller’in olduğu sandığı da alarak kuzeye doğru kaçtılar oradan Helcaraxe geçitlerine gittiler ve Orta Dünya topraklarına girdiler. Formenos’taki olaylar bir yıldırım gibi ulaştı Valar'a ve Noldor’a. Feanor ve Fingolfin acı içinde ağladılar. Tam o sırada Feanor intikam için yemin etti ve her nereye giderse gitsin Melkor’u takip edeceğini ve Silmarilleri ondan alacağını söyledi.
…ve böylece başladı orta dünyaya yolculuk, Feanor Tirion meydanında konuştu ve halkının büyük bir kısmını ikna etti, Fingolfin de yemini üzerine, Feanor ile gideceğini açıkladı ve birçok Noldor yolculuğa çıktı, Finarfin ve onun isteğini dinleyen Noldor da gideceklerdi. Yolculuk başladı Alqualonde limanlarına vardılar orada Teleri’den yardım istediler, fakat Teleri yardım etmeyi reddetti. Feanor ve çocukları Teleriyle savaştı. Bu savaş ilerde “Kardeş Katliamı” olarak adlandırıldı. Fakat Fingolfin geriden geldiği için savaşmadı. Bu savaşın sonunda Mandos gökte belirdi ve hükmünü açıkladı; Noldor lanetlemişti, bu yolculuk onların sonu olacaktı. Fakat Feanor vazgeçmedi gemileri aldı, Fingolfin’de devam etmek zorundaydı. Fakat Finarfin ve halkı gitmekten vazgeçtiler ve Tirion’a geri döndüler. Feanor limandan gemilerle Ayrıldı fakat Fingolfin’e ve halkına ihanet etti ve onları gemilere aldırmadı. Fingolfin Feanor’a kızdı ve ne olursa olsun dönmeyeceklerini açıkladı ve Helcaraxe geçidine yöneldiler, bir çok Noldor öldü.
Feanor, Beleriand’a girdi ve savaş için hazırlandı, Angband’a öncüler yollayıp gözetletti. Ve Noldor’un Beleriand’daki ilk savaşı başladı, bu savaşa “Dagor-nuin-giliath” anlamı ise “Yıldızların Altındaki Savaş”tır. Elfler büyük bir zafer kazandılar,savaşın bitmesine yakın Feanor, hırslanıp yanında birkaç arkadaşı ile birlikte Angband'ın kapısına kadar at sürmüştür, pusuda yatmış olan Balrog’lar bir anda ortaya çıkarak grubu çember içine almıştır, uzun süre mücadele eden Feanor en sonunda aldığı yaraların sonucunda zayıf düşmüş ve bedeni Balrogların efendisi Gothmog tarafından yere çarpılmıştır, tam bu sırada yetişen oğulları babalarının yardımına gelmiş onu kurtarmışlardır, ama en büyük oğul Maedhros, Morgoth'a esir düşmüştür. Geri dönüş yolunda Feanor öleceğini anlayıp oğullarına durmalarını emretmiştir. Son sözleri ise, ne olursa olsun Morgoth’un peşini bırakmamaları ve ne pahasına olursa olsun Silmarilleri geri almaları üzerine olmuştur.
Feanor acı içinde ölmüştür, ruhunun alevi oracıkta bedenini küle çevirmiştir. Geriye ise hiçbir şey kalmamıştır. Noldor’un en kudretlisi de Arda topraklarına böylece veda etmiştir…

https://preview.redd.it/yibvltdqk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=af62b196aceb14ab414a3aa4a93a6069915b6edc
Feanor iyi-kötü bir çok şey yapmıştır, Feanor olmasaydı Eldar'ın en güçlü halkı Noldor'un tarihi, hatta Orta Dünya'nın tarihi bu kadar uzun olmazdı... Her şey bittiğinde Eldar kulaklarında Feanor'un sözleri hep çınladı ve kararan Valinor'un simgesi hiç kaybolmadı gözlerinden. İşte Feanor'un binlerce yıl geçmesine rağmen hafızalardan silinmeyen sözleri;
"Neden, Ey Noldor halkı, neden bizi koruyamayan, hatta kendi topraklarını bile Düşman'ına karşı koruyamayan kıskanç Valar'a hizmet edelim? O, düşmanları olduğu halde, akrabaları değilmi? İntikam, bu yüzden beni çağırdı, ama öyle olsa bile, bundan sonra babamın katili ve hazinemin hırsızının akrabalarıyla aynı topraklar üzerinde yaşamayacağım. Bu cesur halk arasındaki tek cesur ben değilim. Hepiniz kralınızı kaybetmediniz mi? Kaybedecek daha neyiniz var ki dağlar ve deniz arasındaki bu dar toprağa takılıyorsunuz? Bir zamanlarda Valar'ın Orta Dünya'dan esirgediği ışık vardı ama şimdi karanlık her yere yayıldı. Pusun tacizine uğrayan ve nankör denize boşuna göz yaşı döken gölgelenmiş bir halk olarak sonsuza dek burada kıpırdamadan yas mı tutacağız? Yoksa yurdumuza mı döneceğiz? Özgür halkın yürüdüğü Cuivienen'de, bulutsuz yıldızların altında tatlı sular akıyor, geniş toprakları etrafa uzanıyor. Hepsi orada, delilik ederek terk ettiğimiz her şey orada hala bizi bekliyor. Gelin dönelim! Bırakın bu şehri korkaklar korusun."
Noldor'un hatırladığı başka bir şey daha vardı, hatıraları canlandıkça hala acı içinde ağlarlar.

Mandos'un kehaneti
"Sayısız gözyaşı dökeceksiniz. Valar, Valinor'u size karşı kapatacak ve sizi dışarıda bırakacak, böylece ağıtınızın yankısı bile dağları aşamayacak. Valar'ın gazabı Batı'dan Doğu'nun en ucuna dek Feanor Hanedanı üzerine yayılacak, onları izleyenlerinde üzerine yayılacak. Yeminleri onları sürükleyecek, onlara ihanet edecek. İyi başlayan herşey kötü bitecek; Akrabanın akrabaya ihanetiyle, ihanete uğrama korkusu doğacak. Onlar sonsuza dek mahrum edilenler olacak.
"Siz haksız bir şekilde akrabalarınızın kanını döktünüz, Aman topraklarını lekelediniz. Kana karşı kan vereceksiniz ve Aman'ın ötesinde Ölüm'ün gölgesinde yaşaycaksınız. Bunun için Eru sizin Ea'da ölmemenize karar verdi; ve hiçbir hastalık sizi ele geçiremeyecek ama katledilebilirsiniz ve katledileceksiniz: silahla, işkenceyle ve kederle; sonra yurtsuz ruhlarınız Mandos'a gelecek. Orada bedenlerinizi özleyerek bekleyeceksiniz ve katlettikleriniz gelip sizin için yalvarırlarsa biraz merhamet bulabileceksiniz. Orta Dünya'da kalıp Mandos'a dönmeyenler, büyük bir yük taşıyormuşçasına bitkinleşecekler, gittikçe solacaklar ve arkalarından gelecek daha genç ırkın önünde pişmanlık gölgeleri olacaklar. Valar konuştu"
... işte böyle son bulur Noldor'un yazgısı...
https://preview.redd.it/h35aj6tqk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=8cae07d7951c9653eaab65e365ecd81c7ec963b6

Fingolfin

Fingolfin

Noldor’un kralı Finwë idi. Finwë’nin oğulları ise Fëanor ve Fingolfin ve Finarfin; yalnız Fëanor’un annesi Serinde Miriel iken, Fingolfin ile Finarfin’in anaları Vanyar soyundan Indis idi.
Eşi göçüp gittikten sonra, vakti saati gelince Güzel Indis’i aldı Finwë ikinci eşi olarak.
Babasının düğününü hiç de hoş karşılamadı Fëanor ve ne Indis'e, ne de oğulları Fingolfin ve Finarfin’e içten bir sevgi besledi.
Fëanor, dilinde de elinin becerisinde de en kudretli olandı ve kardeşlerinden üstündü, ruhu tutuşmuş, alev alev yanıyordu. Fingolfin en güçlü, en sebatkar ve gözü pek olanlarıydı. Finarfin ise en adil, yüreği en bilge olandı; sonraları Olwë’nin oğulları, yeni Teleri’nin efendileri ile dost oldu ve Olwë’nin kızı, Alqualonde’nin kuğu-bakiresi Eärwen’i eş olarak aldı.

https://preview.redd.it/zfmgkfnfl4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=50fa52d99013d2f56aea2c039e7df37b601720a2
Fingolfin’in oğulları, sonradan dünyanın kuzeyinde Noldor’un başına geçen Fingon, Gondolin’in efendisi Turgon idi, kız kardeşleri Ak Aradhel’di. Eldar’da geçen yıllarında henüz ağabeylerinden küçüktü, fakat sonradan serpilip güzelleşti ve uzayıp güçlendi; ormanda ata binip avlanmayı çok sevdi. Genellikle akrabaları Fëanor’un oğulları ile birlikteydi, fakat hiçbirine kaptırmadı yüreğini. Saçları koyu, teni solgun olduğu ve gümüş rengi ile beyazdan başka renkte kıyafet giymediği için Ar-Feinel, yani Noldor’un Ak Hanımı derlerdi ona.
Aman’da herkesin saygı ile önlerinde eğildiği Finwë’nin büyük oğulları Fëanor ve Fingolfin yüce prenslerdi, fakat şimdi sahip oldukları haklar ve mal mülk yüzünden kibre ve kıskançlığa kapılıp gitmişlerdi. Ardından Melkor, Eldamar’da ortalığa yalanlar yaydı ve Fëanor’un kulağına şu dedikodu ulaştı: Güya Fingolfin ve oğulları, Finwë’nin ve büyük oğlu Fëanor’un hakimiyetine el koymak ve onların yerine geçmek için entrikalar hazırlıyorlardı; Valar’ın da izniyle oluyordu tüm bunlar, çünkü Silmariller kendi korumalarına bırakılmayıp da Tirion’da tutuldukları için onlar da hoşnutsuzlardı. Fingolfin ve Finarfin’e ise şu sözler söylendi: “Aman dikkat! Miriel’in kibirli oğlunun, Indis’in oğullarına karşı sevgisi daima kıt olmuştur. Şimdi büyüyüp güçlendi ve babasını kendi tarafına çekti. Çok geçmez, en yakın zamanda sizi Tuna’dan ötelere sürecektir!”
Işte böylece Melkor yalanlar ve çirkin dedikodular ve yanlış öğütlerle Noldor’un yüreklerinde bir çatışma ateşi yaktı ve onların kavgası sonunda Valinor’un parlak günleri sona erdi; eski ihtişamının akşamı gelip çattı.
Çünkü Fëanor, Valinor’dan ayrılıp dünyaya yeniden dönebileceğini ve onun peşinden gittikleri taktirde Noldor’u esaretten kurtarabileceğini haykırarak, Valar’a karşı alenen isyankar sözler etmeye başladı.
Ardından Tirion’da müthiş bir huzursuzluk baş gösterdi ve Finwë sıkıntıya düşüp tüm reislerini divana çağırdı. Fakat Fingolfin hışımla evine gelerek karşısında dikildi ve şunu söyledi:
“Kralım ve babam, pek yerinde bir biçimde Ateşin Ruhu adını almış kardeşimiz Curufinwë’nin kibrini zapt etmeyecek misiniz? O kim alıyor da, kral kendisiymiş gibi halkımız adına konuşuyor? Uzun süre evvel Quendi’nin karşısına geçip, Valar’ın Aman’a gelmemiz için yaptığı çağrıyı kabul etmelerini emreden sizdiniz. Orta Dünya’nın tehlikeleri içinden Eldamar’ın ışığına doğru uzanan zorlu yol boyunca Noldor’u sürükleyen sizdiniz Şimdi eğer bundan pişmanlık duymuyorsanız, en azından iki oğlunuzu sözlerinizle ödüllendirmeniz lazım geliyor.”
Ama Fingolfin daha sözlerini tamamlamadan Fëanor koca koca adımlarla odaya girdi; tepeden tırnağa silahlıydı: “Işte böyle, tam da tahmin ettiğim gibi,” dedi. “Üvey kardeşim, her meselede olduğu gibi bunda da babamı yanına alıp, önüme geçecektir.” Sonra Fingolfin’e dönüp kılıcını çekti ve bağırdı: “Çekil git karşımdan ve ait olduğun yere dön!”
Fingolfin, Finwë’nin önünde eğildi ve Fëanor’a bir laf yahut tek bir bakış bile atmadan, odadan çıkıp gitti. Ama Fëanor peşi sıra çıktı ve kralın evinin kapısında yolunu kesip parlak kılıcının ucunu Fingolfin’in göğsüne dayayıverdi.
“Bak üvey kardeşim! Bu kılıcın ucu senin dilinden keskindir. Yerimi ve babamın sevgisini de zorla elimden almayı hele bir dene; o vakit belki Noldor halkı, esirlerin efendisi olmaya hevesli birinden kurtulur!”
Finwë’nin evi Mindon’un dibindeki büyük meydanda bulunduğu için, bu sözler pek çok kişinin kulağına gitti, fakat Fingolfin yine cevap vermedi ve kalabalığın içinden sessizce geçip kardeşi Finarfin’i aramaya gitti.
Esasında Noldor arasındaki huzursuzluk Valar’dan gizlenmemişti, ama bu huzursuzluğun tohumları karanlıkta ekilmişti; bu yüzden, tüm Noldor kibre bulandıkları halde, inadı ve küstahlığıyla meşhur Fëanor, onlar aleyhinde sözler söylediği için hoşnutsuzluğun elebaşı diye bellendi. Ve Manwë kederlense bile yalnızca olanları izledi ve tek söz söylemedi. Valar, Eldar’ı topraklarında kalmakta ve gitmekte hür olmaları şartıyla getirmişlerdi; ayrılışları çılgınlık olarak görseler bile onları yollarından döndüremezlerdi. Fakat artık Fëanor’un yaptıklarının göz yumulur hali kalmamıştı, Valar öfkelenmiş ve yılmışlardı; ettiği lafların ve giriştiği işlerin hesabını versin diye Valmar’ın kapısında huzurlarına çıkmaya çağırdılar onu. Bu meseleye karışan ya da bir şeyler bilen diğer herkes de çağrıldı ve Hüküm Çemberi’nde Mandos’un huzurunda duran Fëanor’a sorulan tüm soruları cevaplaması emredildi. Nihayet meselenin ötesi berisi açıklığa kavuştu ve Melkor’un başlarına açtığı bela ortaya döküldü; bunun üzerine Tulkas derhal divanı terk etti ve onu tekrar yargılanması için getirmeyi gitti. Fakat Fëanor suçsuz ve günahsız bulunmadı, çünkü Valinor’un huzurunu bozup, soyundan gelene kılıç çekmişti ve Mandos ona hitaben şöyle söyledi:
"Esaretten bahsediyordun. Eğer esaretse bu, kaçıp gidemezsin, çünkü Manwë yalnız Aman’ın değil, tüm Arda diyarının kralıdır. Ve senin bu yaptıkların ister Aman’da ister başka yerde, meşru değildir. Bu yüzden işte bu hükme uğradın: On iki yıl boyunca, tehdidin ağzından çıktığı yerden, Tirion’dan ayrı kalacaksın. Bu süre zarfında düşün taşın, kim olduğunu, ne olduğunu hatırla. Diğerleri de seni affederler ise, o vakitten sonra bu mesele kapanıp nihayete kavuşmuş olacak.”
Sonra Fingolfin söz aldi ve, “Ağabeyimi affedeceğim,” dedi. Fakat Fëanor tek bir söz söylemedi; Valar’ın huzurunda öylece dikildi. Ardından dönüp çıktı divandan ve sonra da Valmar’ı terk etti.
Onunla birlikte yedi oğlu da gitti sürgüne; kuzey taraflarındaki tepelerde sağlam bir yurt ve hazine edindiler ve Formenos’ta bin bir çeşit cevher ile silah istiflediler; Silmariller ise demirden bir bölmeye kaldırıldı. Kral Finwë de, oğlu Fëanor’a duyduğu sevgi yüzünden çıkıp buraya geldi ve Tirion’da Noldor’un başına Fingolfin geçti. Fëanor kendi yapıp ettikleri bütün bu olaylara çanak tuttuysa da neticede Melkor’un tohumlarını ektiği husumet sürüp gitti ve uzun bir müddet boyunca Fingolfin’in ve Fëanor’un oğulları arasında baki kaldı.
Manwë, Noldor arasında baş göstermiş olan kötülüğe şifa bulmayı kafasına koymuştu ve prensler arasındaki derdin kederin bir kenara bırakılıp Düşmanın yalanlarının hafızalardan silinmesi için herkes Manwë’nin evine davet edilmişti.
https://preview.redd.it/v6d84q7gl4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=feaf04dc6ba2dcfa6670080b26ddb4feeee7b251
Vanyar çıkıp geldiler şölene, Tirion'lu Noldor’la Maiar da toplandılar bir araya; Valar'da tüm güzellikleri ve ihtişamları ile dizildiler yan yana ve Manwë ile Varda’nın muazzam salonlarında, çıkıp karşılarına şarkılar söylediler, batıda kalan Ağaçlara dönük yemyeşil yamaçlarda dans ettiler. O gün bomboş kaldı Valmar sokakları ve Tirion’un merdivenlerde çıt çıkmadı ve tüm diyar huzur içinde uykuya yattı. Sadece dağların öte tarafındaki Teleri hala şarkılar söylüyordu denizin kıyısında, çünkü ne mevsimler ne de zaman pek umurlarında değildi onların ve Arda hükümdarlarının meselelerine ya da henüz onlara dokunmamış olan Valinor üzerindeki gölgeye hiç akıllarını yormuyorlardı.
Manwë’nin tasarladığı şölenin tadını kaçıran tek bir şey oldu. Manwë’nin sadece Fëanor’a gelmesini emrettiği için, o da yalnız başına geldi; Finwë onunla birlikte gelmedi, Formenoslu diğer Noldor da. Şöyle söylemişti çünkü Finwë:
“Oğlum Fëanor’un Tirion’a gidememe cezası sürdükçe, ben de el çekiyorum krallıktan ve görüşmüyorum kendi halkımla.”
Ve Fëanor geldi, ama ne şölen giysileri içindeydi, ne de takılara bezenmişti, gümüş, altın yahut başka bir değerli taş yoktu üzerinde; Valar ile Eldar’ı Silmarillerin görüntüsünden mahrum etti ve onları Formenos’taki demir bölmede kilitli bıraktı. Yine de Manwë’nin tahtı önünde karşı karşıya geldi Fingolfin’le ve barıştı, sözde; Fingolfin ise kılıcın kınından çıkmasının lafını bile etmedi. Fingolfin elini uzatıp şunları dedi: “Söz verdiğimi şimdi yapıyorum ve yaşadığımız tatsızlığı unutuyorum.”
Fëanor sessizce uzanıp tuttu elini, ama Fingolfin sözlerini sürdürdü “Kan bağıyla üvey, yürek bağıyla öz kardeşin olacağım. Sen rehberim olacaksın, ben peşin sıra geleceğim. Hiçbir keder ayırmasın bizi.”
“Duydum sözlerini,” dedi Fëanor. “Öyle olsun.” Fakat ikisi de sözlerinin taşıyabileceği anlamdan habersizdi.
Derler ki Fëanor ve Fingolfin henüz Manwë’nin huzurunda iken, her iki Ağacın da ışıldadığı bir anda birbirine karıştı ışıklar ve sessiz Valmar şehri gümüş ve altın rengi bir parıltıya boğuldu. Tam o saatte Melkor ve Ungoliant ağaçları yok etti.
Haber şölene ulaşınca Manwë, Fëanor’a Silmarilleri verip veremeyeceğini sordu. O sırada başka bir haber şölene ulaştı. Morgoth, Fëanor’un evine gidip Finwë’yi öldürmüş ve silmarilleri çalmıştı.
O zaman Fëanor ayrıldı. Sonra korkunç bir ant içti. Yedi oğlu da hep birden onun etrafına atılıp aynı yemini ettiler ve kılıçları, meşalelerin göz kamaştıran ışığında kan kırmızısı parıldadı. Yeminlerini bozmayacaklarına Iluvatar adına söz verdiler ve bozarsak eğer, kavlimizi, Ebedi Karanlığa gömülelim dediler. Mänwe’yi, Varda’yı ve kutlu Taniquetil Dağı’nı şahit gösterip, ister Vala, ister Iblis, Elf yahut henüz doğmamış Insan, küçük büyük, hayırlı veya belalı, günlerin sonuna dek, zamanın doğuracağı her cinsten varlığı, Silmarillerin tekini bile ellerine almaları, çalmaları, yahut da saklamaları durumunda, Dünya’nın sonuna dek intikam ve nefret hisleriyle takip edeceklerine ant içtiler.

Feanor ve Oğullarının Yemini
Bu yemin Fingolfin’i de bağlıyordu, çünkü Fëanor’a, onu hep takip edeceğine dair yemin etmişti.
Fëanor, Morgoth’un peşinden Orta-Dünya’ya geçecekti ve Teleri’den yardım istemek için Alqualonde’ye gitti. Fakat Teleri Elfleri yardım etmeyince Fëanor öfkelendi. Kuğular Limanına gidip oradaki gemileri zorla almaya karar verdi. Fakat Teleri, Fëanor’a karşı koydu ve her iki taraf da büyük kayıplar verdi, ama Noldor’un öncü kolunun imdadına Fingolfin’in öncü topluluğu ile Fingon yetişti. Bir çarpışmanın gerçekleştiğini ve akrabalarının yenildiğini görüp, kargaşanın nedenini falan öğrenemeden öne atıldılar; bazıları ise Teleri’nin Valar’ın emri üzerine, Noldor’un yollarını kesmeye çabaladıklarını düşünmüşlerdi.
Sonunda Teleri yenilgiye uğratıldı ve Alqualonde’de yaşayan denizcilerin büyük bir bölümü katledildi. Çünkü hem Noldor haklı öfkeye ve umutsuzluğa kapılmış, hem de, büyük çoğunluğu incecik yaylardan başka bir şey taşımayan Teleri halkı güçsüz kalmışlardı.

İlk Akraba Kıyımı
Her şeye rağmen Noldor’un büyük bir kısmı katı ve fırtına dindiğinde devam ettiler, fakat onlar ilerledikçe yol daha da uzuyor, daha da korkunç bir hale geliyordu. Hadsiz hesapsız karanlık içinde upuzun bir zaman yürüdükten sonra, dağlık ve soğuk Araman çöllerinden geçip nihayet Korunaklı Ülke’nin kuzey sınırlarına vardılar. Burada aniden, bir kayanın üzerinde dikilmiş duran ve aşağıdaki sahile doğru bakan bir karaltı gördüler. Bazıları bunun, Manwe’nin gönderdiği sıradan bir haberci değil, Mandos’un ta kendisi olduğunu söyler. Neyse, Noldor yüksek bir ses duydular, yüksek olduğu kadar da tumturaklı ve ürkütücü bir ses; onlara durup dinlemelerini emrediyordu. Ardından hepsi birden durdu, put kesildiler ve Noldor halkı bir baştan öbür başa dek, hep birlikte, Kuzey’in Kehaneti ve Noldor’un Hükmü diye anılan laneti ve kehaneti bildiren bu sesi duydu. Söylenenlerin pek çoğu, Noldor’un başlarına gelene dek anlamadıkları acıları, karanlık bir dille haber veriyordu; ne kalabilecek, ne Valar’ın affını yahut hükmünü isteyebileceklerdi, anladıkları kadarıyla lanet buydu.
Yine de Fëanor yeminine sadık kalarak yoluna devam etmeye karar verdi. Fakat Finarfin yürüyüşten ayrıldı.
Nihayet Noldor, Arda’nın kuzey ucuna ulaştılar ve denizde süzülen ilk buz parçalarını görünce Helcaraxe’ye pek bir yolları kalmadığını anladılar. Doğuya kıvrılan Aman toprakları ile Endor’un batıya uzanan doğu kıyıları ( işte Orta Dünya burasıydı ) arasından Kuşatan Deniz’in buz gibi suları ile Belegaer’in dalgalarının bir olup aktığı daracık bir boğaz uzanıyordu; burası nefes kesen soğuğun uçsuz bucaksız sisi ve pusuyla, bir de denizin akıntıları, buz tepelerinin çarpışmaları ve derinlere gömülmüş buzların gıcırtıları ile doluydu. Böylesi bir yerdi Helcaraxe ve o zamana dek Valar ile Ungoliant dışında kimse buraya ayak basacak kadar gözü pek çıkmamıştı.
Noldor burada durdu ve Orta Dünya’ya nasıl geçebileceklerini tartışmaya başladılar. Orta Dünya’ya gemi ile geçmeye karar verdiler fakat gemilerin sayısı az olduğu için önce Fëanor’a bağlı grup geçti Orta-Dünya’ya.
Fakat karaya çıkar çıkmaz, Morgoth’un yalanları aralarına girmeden evvel Fingon’un dostu olan büyük Maedhros, Fëanor’a şöyle söyledi:
Peki, şimdi hangi gemilerle kürekçileri geri gönderip, ilk kimleri getireceksin buraya? Yiğit Fingon mu yoksa?
Fëanor çıldırmış gibi kahkaha attı ve bağırdı:
“Hiçbirini ve hiç kimseyi! Arkamda bıraktıklarımı artık kayıptan saymıyorum; zaten gereksiz yük olduklarını gördük yol boyu. Adıma lanet okuyanları ve hala da lanetleyenleri bırakalım gitsinler, ahlaya vahlaya dönsünler Valar’ın kafesine! Yakın şu gemileri!”
Bu sözler üzerine Maedhros sadece kenara çekildi, ama Fëanor Teleri’nin ak gemilerini ateşe verdirdi. Ve böylece, Drengist Körfezi’nin ağzında, Losgar denen o yerde, denizler üzerinde süzülmüş olan en güzel gemiler, parlak ve ürkütücü alevler tarafından yutularak küle döndü. Fingolfin’le halkı bulutların altında kızıl kızıl parlayan ışığı ta uzaktan gördü ve ihanete uğradıklarını anladı. Bu, Akraba Kıyımı’nın ve Noldor’un Hükmü’nün ilk meyvesiydi.

Gemilerin ateşe verilmesi
Bunun üzerine Fingolfin, Fëanor’un kendisini Araman’da ölüme terk ettiğini ya da utanç içinde Valinor’a geri dönmek zorunda bıraktığını fark edip kedere boğuldu, ama artık, o ana dek olmadığı kadar çok istiyordu Orta Dünya’ya gidip Fëanor’la yeniden karşılaşmayı. Ve Fingolfin’le halkı uzun bir müddet sefalet çekerek yürüdü, ama karşılarına çıkan zorluklar kahramanlıkları ve metanetlerini arttırdı, çünkü onlar kudretli bir halktı; Iluvatar Eru’nun ilk ölümsüz çocuklarıydılar; Kutlu Ülke’den yeni gelmişlerdi ve yeryüzünün bezginliği işlememişti içlerine henüz. Kalplerinde yanıp duran ateş tazecikti; başlarında Fingolfin’le oğulları ve Finrod ve Galadriel ile kuzeyin en zorlu taraflarına doğru ilerleme cesaretinin gösterdiler ve sonunda Helcaraxe’nin dehşetine ve zalim buz dağlarına dayanmanın başka bir yolunu bulamadılar. Bu umutsuz yolculuk, cesaret ve keder hususunda Noldor’un giriştikleri belki de en zorlu işti. Bu yol üzerinde Turgon’un eşi Elenwe kayboldu ve başka pek çok Noldor ölüp gitti; Fingolfin tüm badireleri atlatıp sayıca azalan topluluğunu nihayet Öte Topraklara çıkardı. Kalplerinde Fëanor ve oğullarına duydukları bir sevgi kırıntısıyla, sonunda peşine düştüler ve ayın ilk yükselişinde borularını üflediler.
https://preview.redd.it/yr6b72w0m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=966f09377643fbe3dae865784f7101b7f44daeeb
Dagor-nuin Giliath savaşında Fëanor’un tarafı yenilmişti, Fëanor ölmüş, Maedhros esir düşmüştü. Fingon, Noldor arasındaki anlaşmazlığa son vermek için, Thangorodrim’deki kayalara bağlanmış Maedhros’u kurtardı. Fingon başardığı bu işle büyük şöhret kazandı ve Fingolfin ve Fëanor hanedanı arasındaki nefret yatıştı. Çünkü Maedhros, Araman’da onları terk ettikleri için af diledi; Noldor üzerindeki hükümdarlık iddiasından feragat etti ve Fingolfin’e şöyle seslendi: “Aramızda bir keder gölgesi düşürmedikçe, efendim, Finwë hanedanın hem en yaşlısı, hem de buna yaraşır biçimde en bilgesi olarak hükümdarlık hakkı sizin olmalıdır.” Ama kardeşleri bu sözlerine asla yürekten katılmadılar.
https://preview.redd.it/o046fa11m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=f37f2a47663673c5ab1d08d864c4b814aad87d34
Bu yüzden, aynen Maedhros’un önceden haber verdiği biçimde, Elendë ve Beleriand’ın himayesi yaşlı olandan Fingolfin hanedanına geçtiği için ve Silmarilleri kaybettikleri için Fëanor hanedanına, Yoksun Bırakılanlar dendi. Fakat yeniden bir araya gelmiş olan Noldor, Dor Daedeloth sınırları üzerine bir gözcü koyup Angband’ı batı, güney ve doğu cenabından kuşattılar.
Güneşle geçen 20. yıldönümünde Noldor Kralı Fingolfin büyük bir şölen tertip etti ve bu şölen bahar zamanı, coşkun Norog Nehri’nin doğduğu yerde, Ivrin gölcüklerinin yanında yapıldı, çünkü buralar, kuzeye karşı onlara siper olan Gölge Dağları’nın eteklerinde yeşil ve asude topraklardı. Bu şölende yaşanan neşe, sonradan gelen kederli günlerde uzun uzun hatırlandı ve şölene Yeniden Birleşme Şöleni manasında Meret Aderthad dediler.
İşte bu yıllar, yani Güneş işe Ay’ın altında saadetin yaşandığı devirdi ve bütün ülke halinden hoşnuttu hoşnut olmasına, ama yine de Gölge kuzeyde kapkara çöreklenmiş oturuyordu.
O dönemde insanlar Orta-Dünya’ya gelmişlerdi. Angband Kuşatması’nın üzerinden yaklaşık 400 yıl geçmişti.
Karanlık ve aysız bir kış gecesiydi ve geniş Ard-galen düzlüğü Noldor’un tepelerdeki kalelerinden Thangorodrim’in eteklerine kadar soğuk yıldızların ışığı altında loş bir biçimde uzanıyordu. Gözcü ateşleri sakin sakin yanıyor, düzlüğün üzerindeki Hithlum süvarilerinin karargahlarında ancak birkaç kişi uyanıktı. İşte o sırada Morgoth, Thangorodrim’den aşağıya, Balroglardan daha hızlı ilerleyen müthiş ateş nehirleri yolladı ve düzlüğün tamamını bu ateşle kapladı; Demir Dağlar çeşit çeşit zehirler taşıyan ateşler püskürttü; bu ateşlerin havaya yayılıp her yanı kötü kokutan dumanı ölüm saçıyordu. Büyük muharebelerin dördüncüsü, Dagor Bragolach, Ani Alev Muharebesi işte böyle başladı.
https://preview.redd.it/9tmb73p1m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=730de8ae108b9205fdd9e772605896e9d63fcce5
Bu ateşin önünde bütün ihtişamıyla ejderlerin atası olan altın Glaurung yanında Balroglarla geldi; onların ardında da Noldor’un daha evvelden görmediği, hayal dahi etmediği kadar geniş Ork orduları, kapkaranlık sökün ettiler. Noldor’un kalesine saldırıp Angband’ın üzerindeki kuşatmayı yıktılar ve Noldor ile onun müttefiki olan Gri Elflerle İnsanları buldukları yerde katlettiler.
Hithlum’a, Dorthonion’un kaybedildiğine, Finarfin’in oğullarının yenildiğine ve Fëanor’un oğullarının topraklarından sürüldüğüne dair haberler geldi. Bunun üzerine Fingolfin (kendisine göre) bu olayları Noldor’un nihai yıkımı ve tüm hanedanların geri dönülmez yenilgisi olarak niteledi; içi böyle büyük bir keder ve hınçla doldu ki müthiş atı Rochallor’a bindi ve tek başına uzaklaştı, kimseler de ona mani olamadı. Tozun ortasında esen bir rüzgar gibi Dor-nu-Fauglith’in üzerinden geçti; onu bu hızla geçerken görenleri hepsi de Oremë’nin kalkıp geldiğini zannedip, şaşkınlık içinde kaçıştılar; çünkü Fingolfin tepeden tırnağa öfke kesilmişti, bu yüzden de gözleri tıpkı Valar’ınki gibi parlıyordu. Böylece tek başına Angband’ın kapılarına gelip borusunu çaldı; bir kez daha pirinçten kapılara vurup, Morgoth’a meydan okudu ve teke tek bir dövüş için meydana çıkmasını istedi. Ve Morgoth geldi.
Kayalar Fingolfin’in borusunun keskin sesiyle çınlıyor ve sesi Angband’ın derinliklerine kadar keskin ve apaçık bir şekilde geliyordu; Fingolfin, Morgoth’a alçak ve esirlerin efendisi diye hitap ediyordu. Bu yüzden Morgoth yerin altındaki tahtından yavaş yavaş tırmanıp geldi; ayak sesleri yer altından yükselen gök gürültüsü gibiydi. Kara zırhlara bürünmüş halde dışarı çıktı ve Kral’ın karşısında demir taçlı bir kule gibi dikildi; armasız, kapkara, kocaman kalkanı da Kral’ı bir fırtına bulutu gibi gölgeledi. Ama Fingolfin gölgenin altında bir yıldız gibi parlıyordu, çünkü zırhı gümüşle kaplanmış ve mavi kalkanı kristallerle bezenmişti ve buz gibi parlayan kılıcı Ringil’i çekti.

https://preview.redd.it/qdevp9rym4551.png?width=557&format=png&auto=webp&s=d9e52034e62006fd7c3510b3cb00f2419b801227
Bunun üzerine Morgoth, Ölüler Diyarının Çekici, Grond’u hızla yukarıya kaldırıp bir yıldırım gibi aşağıya savurdu. Ama Fingolfin yana sıçradı ve Grond yerde, içinden duman ve ateş çıkan çok büyük bir çukur açtı. Morgoth ardı ardına sert darbeler indirmeye yeltendi, ama Fingolfin her seferinde, kara bir bulutun altında çakan şimşekler gibi uzağa sıçradı ve Morgoth’u tam yedi kez yaraladı; Morgoth ise tam yedi kez acısından çığlık attı; her birinde de Angband’ın orduları kederden yerlere kapaklandı ve bu çığlıklar kuzey diyarlarında yankılandı.
Ama sonunda Kral bitkin düştü ve Morgoth kalkanıyla üç kez onun üzerine yüklendi. Fingolfin üç kez dizlerinin üzerine çöktü ve üç kez yeniden ayağa kalktı; kırık kalkanı ve paralanmış miğferiyle cesaretini elden bırakmadı. Ama etrafındaki toprağın tamamı yarılmış, çukurlarla dolmuştu; Fingolfin de tökezleyip Morgoth’un ayaklarının dibine düştü ve Morgoth, neredeyse bir tepe kadar ağır olan sol ayağını onun boynunun üzerine dayadı. Fingolfin son ve umutsuz darbesini indirmek üzere Ringil’le ayağı yardı ve dumanlar çıkaran kara bir kan fışkırıp Grond’un açtığı çukurları doldurdu.
Böylece Noldor’un Yüce Kralı, kadim Elf krallarının en gururlu ve yiğit olanı öldü. Orklar kapıda yapılan bu ikili dövüşten kendilerine pay çıkarıp böbürlenmediler; Elflerin acısı ise öylesine derindi ki, bu olaya dair tek bir şarkı söylemediler. Yine de bu hikaye hafızalardadır, çünkü Kartalların Kralı Thorondor haberleri Gondolin’e ve çok uzaklardaki Hithlum’a kadar getirdi. Morgoth dövüşün ardından Elf Kralı’nın bedenini alıp kurtlarına yem olarak atmak için ikiye büktü, ama Thorondor, Crissaegrim’in zirvelerindeki yuvasından hızla gelip, Morgoth’un üzerine avına hücum eder gibi saldırdı ve yüzünü bereledi. Thorondor’un kanatlarının hücum ederken ki sesi Manwë’nin rüzgarlarının sesini andırıyordu; gelip Fingolfin’in bedenini kudretli pençeleriyle yakalayıp aniden Ork kargılarının üzerinde süzülerek Kral’ı oradan götürdü. Ve onu gizli Gondolin Vadisi’ne kuzeyden bakan bir dağın zirvesine bıraktı; Turgon gelip babasının üzerine taşlardan görkemli bir anıt yaptı. Bundan sonra hiçbir Ork, Fingolfin’in dağını aşmaya ya da mezarına yaklaşmaya cesaret ede edi, ta ki Gondolin’in hükmü gerçekleşip de, soyu arasında ihanet baş gösterene kadar. Morgoth’un ayağı o günden sonra daima aksadı ve yaralarının acısı asla dinmedi; Throndor’un yüzünde bıraktığı izler de silinmedi.
Fingolfin’in öldüğü haberi geldiğinde Hithlum’a çöken kederi tarif etmek imkansızdı, Fingon acılı haliyle Fingolfin’in hanedanının ve Noldor’un krallığının başına geçti, ve küçük oğlu Erenion’u (sonradan Gil-Galad adını alacaktı) limanlara yolladı.
https://preview.redd.it/ewmd1r12m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=6be42301b2d11bd94024210a7d680dea6a132f16

Sonuna kadar okuyan varsa teşekkürler, hakkında bilgi paylaşmamı istediğiniz-merak ettiğiniz bir şeyler varsa isteyin, sorun.
submitted by snowieez to KGBTR [link] [comments]


2020.06.15 15:29 anonimizm Arkadaşlar, bir konu hakkında danışmak istiyorum

Daha önce benzer şeyleri yaşamış biri veya akıl akıldan üstündür düşüncesiyle benim düşünmediğim, kafamın basmadığı karışıklığa açıklık getirebilirsiniz.
Yaş 31 yolun yarısı sayılır, eşimde aynı şekilde ve dini-siyasi görüş ve internetten yabancı dizi izlemek dışında pek ortak noktamız olmasa da birbirimizi seviyoruz ve mutlu 5 yılı aşkın bir evliliğimiz var.
Eskiden hiç konusu açılmayan ancak son 6 aydır eşimin sürekli üzerine konuşmak istediği bir çocuk konusu var. Toplumumuzda ailelere ve özelikle kadınlara yapılan "nerede çocuk? Bir sorun mu var? (çocuk yaparsın) E buna şimdi kardeş yapmayacak mısınız? (o da olur) e 2 erkek oldu kız olmayacak mı?" şeklinde saçma sikim sorular ve baskılar vardır bilirsiniz az çok.
Dolayısıyla şu an kafasından geçen yaşı geçmeden çocuk sahibi olma isteği ve bu olmazsa elbetteki yollarımızın ayrılması gerektiği düşüncesi. Elbette çocuk konusunda kesin bir yargıya vararak "hayır" diyecek olursam bende onun hayatını kısıtlamak istemem ve yollarımızı ayırmamızın doğru olduğunu düşünürüm. Aksini yapmaya hakkımda olduğunu düşünmüyorum zaten.
Bu korkuma sebep, ülkenin gidişatı ve olan olaylar, çocuk ölümleri, iyi yetiştirmeme kaygısı, tecavüzler, ülkenin yönetimi,derken, sayabileceğim ve sizinde bileceğiniz binlerce negatif şey gösterebilirim ve pozitif olan o kadar az şey görüyorum ki gözüm sadece kötü olanları görmek istiyor gibi.Gerçekten bu şartlarda iyi bir baba olmaktan korkuyorum. İçten içe elbette bir çocuğum olsun istiyorum ancak dediğim gibi ülkenin iyiye gideceği yok ve gelecek endişem varken bunu masum bir cana da mal etmek istemiyorum
Her daim, "bakmıyorsa neden çocuk yapıyor, böyle çocuk mu yetiştirilir, imkanı olmayan çocuk yapmamalı" şeklinde düşünen ve bu sebeple insanlara da sorumsuz bakabilen biriyken, şu an o durumda olmak, bu ihtimalleri kendimin yapacağını bilmek, "ya böyle olursa"larla yüzleşmek zor geliyor. Bulunduğumuz coğrafya zaten koyun sürüsüyle doluyken oraya bir masum evlat yerleştirmek, Ata düşmanı onca insan içinde ata sevdalısı 1 tek kişi koymak sanki kurda kuzuyu yem etmek ve kendi ellerimle bir canı feda etmek gibi.
Şu an bana deseler "aynı şartlarda, aynı yer, aynı aile tekrar doğmak ister miydin?" diye buna verecek cevabım çok çekimser olurdu hatta 8-9 sene önce doğmasaydım bile diyip bizi bu zor şartlarda dünyaya getiren aileme ağır sitem ve küfür bile edebilirdim.
Ne değişti derseniz; insan kendi evine çıktığında bir şeylerin sorumluluğundan kurtularak yeni sorumluluklara yelken açıyor ve sanırım şu anki çocuk durumu beni o eski halimin bunalımına sokacak gibi de düşünüyorum. Mesela okul, erken yaşta çalışıp tüm paramı aileme vermek durumunda olmamve buna rağmen gözü yaşlı annemi evimize gelen 6-7 hacizle hatırlamam, ardından okulu bitirdikten sonra derin bir "oh" çekmem, ayrı eve çıktıktan sonra paramın da bana kalmasıyla kendime sorumluluklarsan kaçış olarak ps3-ps4 gibi şeyler alarak gerçek hayattan bir şeklide kaçarak mutlu bir yaşama şekli yaratmam benim hayatımı kendim için çekilebilir kılmaya başladı.
Nitekim durum eşim için farklılık gösteriyor ve haliyle oyun oynamam kendisi için zaman zaman sorun yaratabiliyor. Bu arada sürekli oyun oynayan biri değilim sıkıldığım, daraldığım anlarda açıyorum spiderman, şehirde geziyorum veya god of war açıp adam pataklayıp stres atıyorum ne yapayım. Gün içinde oynadığım tüm süreyi toplasan 1 saati geçmez diyebilirim.
Yanlış anlamayın elbette durumu bizden çok daha kötü olup çocuk yapanlar var, ekonomik olarak çok iyi olmasakta kendimizi idame ettitebiliyoruz ve kenara aylık 1 bazen 2 gram altın atabiliyoruz. İnanılmaz stresli olarak çalışmak zorunda olduğum (şu an eminim herkes böyledir zaten) iş yerimin sağladığı özel yaşam olduğu için en azından çocuğu düzgün bir hastaneye götürebilecek, doğum öncesi ve sonrası düzgün kontroller yaptırabileceğiz. Fakat biliyorsunuz çocuk bakımı sadece hastaneye gidip gelmekten ibaret değil, bulunduğumuz şartlarda bu ülkede Ali Koç gibi bir adam bile "çocuklarımın geleceğinden şüphe ediyorum" şeklinde bir demeç verebildiyse ben nasıl daha kötüsünü düşünmeyeyim.
Çocuk olunca düşünün ki onun okulu tekrar sizin okul stresiniz olacak, ona sağlayamadığınız imkanlar sizin imkansızlıklarınız olacak, aynı şekilde ileride iş stresi. Her yerin imam hatip olduğu bu coğrafya da normal okullarda bile düzgün eğitim tokken bir de bu sorunları omuzlamak ne kadar doğru?
Bir şekilde büyüyor diyen insan o kadar çok ki, patates gibi çocuk büyütmek ne kadar doğru veya işi kaderin ellerine bırakıp elimizden geleni yapmak, bilemiyorum...
Bu durumda yolumu ayırmalı mıyım, yoksa canı cehenneme alt tarafı bir çocuk diyip kör kuyuya inmeli miyim?
Benim yerimde olsaydınız ne yapardınız?
submitted by anonimizm to KGBTR [link] [comments]


2020.06.11 14:32 guzin_abla Benim Hüzünlü Incellerim

Redditte gezinirken tesadüfen denk geldiğim bir sub'da hepinize birkaç abla tavsiyesi vermek istedim. 5 madde halinde yazdım umarım vakit ayırıp okuyanlarınız olur, değiştirmek istediğiniz şeyleri değiştirebilmek için bir adım atmış olursunuz.
  1. Birçoğunuzun daha önce kızlı erkekli arkadaş gruplarında bulunmamışsınız. İncel'liğinizin altında yatan en büyük sorun bu. Karşı cinsle konuşma tecrübeniz olmadığı için kızlar hakkında bildikleriniz internette dönen geyiklerden ibaret. Tüm kızları aynı fabrikadan çıkmış gibi şımarık, feminazi, yakışıklı bir erkek görünce direkt kendini satan basit varlıklar sanıyorsunuz. Hiçbir insan bu kadar basit değildir.
  2. Kızların size dönüp bakmama nedenini çirkin olmanız, asosyal olmanız gibi nedenlere bağlıyorsunuz. İnanın hiçbiriniz düşündüğünüz kadar asosyal veya çirkin değilsiniz. Fakat böyle olduğunuza inandığınız sürece özgüveniniz düşük olacak, size ilgi duymadığı için karşı cinse kin kusacak ve "ya abi tüm kızlar tipe paraya bakıyor amk" gibi cümleler kuracaksınız.
  3. Peki nasıl bir bu kısır döngüden çıkabilirsiniz? Öncelikle kabuğunuzu kırıp biraz sosyalleşmeniz, kız/erkek arkadaş edinmeniz gerekiyor. Bunu yapmak kolay değil kabul ediyorum fakat bir çoğunuz okuyorsunuz ve okul sizin en rahat sosyalleşeceğiniz ortam. "Kantinden bir şeyler alacağım gelmek ister misin" "dersten sonra birlikte eve gidelim mi" "hafta sonu arkadaşlarla gezeceğiz sen de gelsene" demekten korkmayın. En fazla hayır cevabı alırsınız dünyanın sonu değil bu. Kimse size arkadaşça bir teklifte bulunduğunuz için dalga geçmez, aşağılamaz. Böyle durumlarda "biri bana bunu sorsaydı ne düşünürdüm?" diye düşünün. Muhtemelen "aa olur" derdiniz, büyütülecek bir şey olmazdı.
  4. Farkındaysanız hep başlangçta "arkadaşça" yaklaşın diyorum. Çünkü "ya iyi bunu yatağa atarım" kafasıyla yaklaştığınız tüm kızlar sizden koşarak uzaklaşacaktır. İnanın kimin art niyetle bizimle konuştuğunu kimin gerçekten bizi tanımak için konuştuğunu çok iyi anlıyoruz. İlgili olmak/sarkıntılık yapmak arasındaki ince çizgiyi karşınızdaki kıza ne gözle baktığınız oluşturuyor. Kimseyi kandırmaya çalışmayın karşınızdaki kişi çok aptal olmadıkça anlar.
  5. En son ve en önemli madde: Siz nasıl bir insansanız karşınıza çıkacak olan kişiler de öyle olacaktır. Eğer sizin tek ilgi alanınız PC oyunlarıysa karşınıza instagram dışında hobisi olmayan basit bir kız çıkar. Eğer siz karşı cinste sadece dış güzelliğe önem veriyorsanız bulduğunuz kız sizi sadece fiziksel özellikleriniz için kabul eder. Siz basit bir insansanız, basit arkadaşlarınız ve sevgilileriniz olur. Kendinizi geliştirin, satranç oynayın, kodlama öğrenin, basketbol oynayın, kitap okuyun, resim yapın ama ne yaparsanız yapın bir ilgi alanınız olsun. Böyle gibi kurslara katılmak hem arkadaş çevrenizi geliştirir hem de sizi karakter yönüyle geliştirir. Bu yazdığım madde kadın/erkek herkes için geçerli.
Okuyup ciddiye mi alırsınız yoksa dalga mı geçersiniz bilmiyorum ama yazmak istedim.
Kadın-erkek ilişkileri internette okuduğunuz pornolarda izlediğiniz gibi değil. Biraz deneme-yanılma tecrübe gerektiren bir şey. Bu tecrübeyi redditte kendi aranızda erkek muhabbeti çevirerek öğrenemezsiniz, konuşmanız, eğlenmeniz, birlikte vakit geçirmeniz lazım.
Sorusu olan, konuşmak isteyen herkese elimden geldiğince yardımcı olacağım.
submitted by guzin_abla to turkincel [link] [comments]


2020.06.11 09:07 yennicheri Salak Kız Nasıl Tavlanır? Bölüm 4 (varoş kızlara ayrı, üniv'li kızlara ayrı taktik)

Üniversiteli Kızlar
Diyelim ki üniversiteye geleli aylar oldu ama siz daha bi tane bile kız tanımıyosunuz! Öncelikle bilmeniz gereken üniversiteli kızların hangi psikolojik durum içerisinde olduklarıdır. Bu kızların büyük bir çoğunluğu tüm lise hayatları boyunca "ulan dur şu üniversiteyi bir kazanana kadar derslere veriyim kendimi kazandıktan sonra istediğim çocuklan çıkarım📷zaten üniversite erkek kaynıyo" mantığı güderek ve başka bir şehire gelerek üzerlerindeki ezici aile baskısından kurtulmuşlardır. Bu da bir kaç noktaya dikkat edersek üniversitede de tavlanamıycak kız olmadığını gösterir.
Şimdi hangi bölümde okuduğunuzu bilmiyorum ama size söyleyebileceğim tek şey Edebiyat fakültesi kız açısından en bereketli bölüm olduğundan bahsedebilirim (Hayır güzelim fen fakültesinden edebiyata yatay geçiş yapılamıyo ))) Size ilk tavsiyem gidip herhangi bir dersine girmenizdir. Yüzlerce kişilik sınıfta kimsenin dikkatini çekeceğinizi sanmıyorum. Önünüze kağıt felan gelirse uyduruk bi ad yazıp imzalayın. Mutlaka bi kaç kızla tanışırsınız. Tenefüste edebiyat kantininde takılmakta faydalı bir davranıştır. Bi kızı gözünüze kestirin. Daha sonra bi şekilde kızla tanışın (ne şekilde diye bişey dudum sanki!)Mesela elinize kalem kağıt alın ve bi kız grubunun masasına oturmak için izin isteyin. Sonra sitemizde anlatılan kız özelliklerini aklınızdan çıkarmayarak şu yalanı uydurun :" Kızlar benim yardıma ihtiyacım var ricam etsem bana yardım edermisiniz." Kızlar meraklanıp "ne ki?" diye soracaktır." "Ben üniversiteli kızların sosyopsikolojik gelişim süreçleri ve postmodern çağın kızlar üzerindeki etkileri konulu bir aaa hazırlıyorum.Sizinle konuşup düşüncelerinizi alabilirmiyim?" sorusu çok masum ve kimsenin aklına kötü bir şey getirmeyecek bir sorudur. Kızlar mutlaka kabul edecektir. Şimdi kızlara şunu söyleyin " Aslında size soracağım bir kaç soru var. Hem bu arada ben tamer isimlerinizi alabilirmiyim?" Ve kızların isimlerini kağıda yazın.Unutmazsınız. Neyse bi kaç soru sorun ne biliyim ne tarz müzikler dinliyonuz📷 ailenizle birlikte mi yaşıyonuz📷 erkek arkadaşınız var mı📷 sizce millenyum nedir📷internet kullanıyor musunuz vb sizin için stratejik bilgileri kıza sorun. Daha sonra başka bir gün kantinde bu kızlardan birini bekleyin. gördüğünüz anda selamlaşın falan. aaae yardımcı olduğu için tekrar tekrar teşekkür edin ve muhabbet ortamı yaratın. Kızla tanıştınız şu an. Elinizde kıza dair her türlü bilgi de var.Artık siz bu kızı tavlayamazsanız gözüme gözükmeyin. Bu taktik başka bir siteden alınmıştır bir deneyin Denenmiş ve denendiği bütün kızlar üzerinde başarıya ulaşmıştır. Ama siz ben bunu yapamam veya nereye kadar böle devam edebilirim ki diyosanız (ki ikincisinde haklısınız en fazla 5-6 kızdan sonra taktik bayar) alternatif yöntemlerde var tabiki.
En önemli kız tavlama mekanı okulunuzun sosyal klüpleridir. Bu klüplerin asıl kuruluş nedeni de zaten kız tavlamaktır.Okulunuzda bulunan klüpleri araştırın ve kız açısından en zengin kaynaklara sahip olan klüplere üye olun. Özellikle Sinema Klübü📷 Tiyatro Klübü📷 ve Çiçek&Böcek&Sevgi&Şiir klüpleri tavlanmayı bekleyen kızlarla dolup taşmaktadır. Bu klüplere üye olarak oradaki ortama girebilir ve girdiğiniz ortamda istemediğiniz kadar çok kızla tanışabilirsiniz. Bunun dışında her yıl yapılan bahar şenliklerinde de bir çok kızla tanışmak ve akabinde tavlamak mümkündür. Biliyorum "hadi leen ne alakası var " diyceksiniz ama en kolay kız tavlayabileceğiniz bir diğer mekan okul kütüphanesidir. Çünkü buraya gelen kızların %90'ının derslerden zaten küçük olan beyinleri sulanmıştır ve bir erkek arkadaşa tahmin ettiğinizden çok daha fazla ihtiyaçları vardır. Cesur olun📷kütüphanede güzel bir kız gördüğünüzde hemen oradaki raflara doğru yönelin. Bi şekilde tanışın. Gerisini halledersiniz.
Okullarda bu yöntemleri kullanarak rahatlıkla kız tavlayabilirsiniz. Fakat bu taktiklerin mahallenizdeki kızları tavlama konusunda bir yararı olmayacaktır. Bir sonraki bölümümüzde sizler için mahalledeki kızlarla olan ilişkilerimizi detaylı olarak inceledim..
Mahalledeki Kızlar
Kendi mahallenizden bir kız tavlamanın yolu mahalleden bir kızla arkadaş olmaktır. Onun sayesinde diğer kızlarla tanışıp mahalledeki maximum 5 kızla çıkabilirsiniz. Hatta olayı abartıp bu 5 kızla çıktıktan sonra sizi bu kızlarla çıkmanıza yardımcı olan kıza📷"ben aslında sana uzun zamandır aşığım 📷o kızlarla da sırf seni kıskandırmak için çıktım."diyerek bu sayıyı 5+1 de yapmanız mümkün. Şimdi gelelim kızları nasıl tavlayacağımıza...Dediğimiz gibi önce en salaklarından bir kızla normal arkadaş olun (ne demek normal arkadaş! Anormal arkadaş nasıl olunur ki?!). Bunu yapmak zanlettiğiniz kadar zor değil.Bir örnek vermek gerekirse kendi apartmanınızda oturan ve annelerinizin görüştüğü bir kızla normal arkadaşlık kurmak çok ama çok kolay olacaktır. Bu kızla arkadaş olduktan sonra kızların dedikodudan ne kadar hoşlandıklarını aklınızdan çıkarmayarak almak istediğiniz tüm bilgileri alın.Mesela"Ya Oktay Ayşe'yle çıkıyormuş duyduğum göre!"sorusuna bu salak arkadaşınız "yok beee"diye cevap verirse "kimle çıkıyo? sorusunu yöneltin.Sizin Ayşe'ye yöneldiğinizi anlayan salak "Nabıcan?"diye sorar.Sizde sanane belki çıkıcam!diyin. Bunun üzerine kız "Ayarlıyım mı sana Ayşe'yi?"diye sorar."Vallaha çok büyük bir sevap işlersin!diye cevap verin ve ekleyin "Ağzını bi arasana olurmu📷olmaz mı?"bu soruya kız "tamam"diye ceavp verir vebu saatten sonra siz %90 Ayşe'yle çıkarsınız. Çünki bu salak arkadaşınız Ayşe'ye "Kızım Ahmet sana aşık 📷çıkma teklifi ediyor! "Demez. Tam tersine Ayşe'ye şu şekilde gaz verir :"Hişt Kız📷baksana Ahmet'i sana ayarlıyım mı📷bak hem yakışıklıda çocuk 📷heee?"Bu hareket Ayşe'nin sizinle çıkması için yeterli olacaktır.Bu kızların psikolojileri gereği arkadaşlarının söylediği şeyler onlar için çok önemlidir.Daha önce de söylediğimiz gibi bunlar hep sürü psikolojisi ile hareket ederler.Bu salak arkadaşınız bir süre sonra size gelip "ya ayarlıycam ama naz yapıyor 📷sende gelip yavşa biraz kıza "tarzı bir cümle kuracaktır. Aslında bu salak arkadaşınız Ayşe' yi sizinle çıkması için ikna etmiştir fakat ortamı kızıştırmaktadır. Neyse bu yöntemi kullanarak eninde sonunda Ayşe ile çıkmayı başardınız.Fakat asıl önemli olan Ayşe ile çıkmak değildir. Daha sırada diğer kızlar var )
Öncelikle Ayşe ile bir süre muhabbet kurun📷gezin📷tozun📷sinemaya falan gidin. Daha sonra bir pundura getirip eve atın.Aynı mahallede olduğunuz için bu pek büyük bir problem teşkil etmeyecektir...Neyse bir kaç kez eve attıktan sonra kızla işiniz bitecek.Ne demek olum aşık oldum?Ben sana demedim mi bu salaklara aşık olunmaz diye?Neyse📷 sizin bu kızla işiniz bitti sıra geldi diğer kızlara...
Ayşe'ye bir miktar gaz vermek suretiyle mahalledeki diğer kızlarla tanışın. Sonra eve gelip Hıncal Uluç (bakınız Güzellik Yarışmaları ))edasıyla kızları puanlandırın.En yüksek puanı alan kızı ilk sıraya almak şartıyla 4 tane kızdan oluşan listenizi yapın.Daha sonra bu kızlardan ilk sırada olanı hakkında gerekli olan istikbaratı toplayın ve başlayın yavşamaya.Tabi bunu Ayşe'nin yanında yapmayın siz her ne kadar bu yavşama olayını Ayşe'den gizli de yürütseniz bu olay Ayşe'nin kulağına en kısa zamanda gidecektir.Bunu duyan Ayşe birden sizin elden gittiğinizi anlayıp size aşık olacak(niye mi? olm diyoruz ya📷 salak bunlar ))İşte kız size aşık olduğunda diğer kıza yavşamaya devam edeceksiniz veee sonunda Ayşe bu veya başka bir sebepten dolayı sizi terk edecek.Yapma📷 etme geyiği yapın fakat abartmayın. Bırakın terketsin...Size kız mı yok? Ayşe'nin sizi terkettiğinden bir gün sonra gidip yavşadığınız kıza şunları söyleyin." Ya bak...Ben aslında senden çok uzun zamandır hoşlanıyorum.Ayşe ile de zaten sırf senin yüzünden ayrıldık.Seni daha önceden tanısaydım asla Ayşe'yle çıkmazdım.N'olur anla beni..Eee📷bişey söylemiycekmisin? "Kız bunları duyunca "Ay inanmıyorum📷hiç beklemiyordum📷şok oldum vallaha"diyip klasik tribini yapacaktır.Siz buna karşılık "Lütfen biraz düşün hemen karar verme!" taktiğini kullanarak kıza "hadi izin verdim git biraz naz yap!" bilinç altı mesajını vereceksiniz.Öncelikle kız "ulan Ayşe bana bişey dermi acaba 📷yakışıklıda çocuk ne yapsam acep kaosuna gelip biraz düşünür.İçindeki şeytan sizinle çıkması için baskı yapmaktadır.Siteyi komple okursanız zaten bu kızı tavlamış olmanız lazım.Veee zafer! İkinci kızı da tavladınız.Bu işte buraya kadar.ama bir sorun var = Ayşe! Gidin bakın bakalım Ayşe yaşıyor mu? zira bu salakların bu durumda yapacakları tek şey "Senin yüzünden canıma kıydım!" şeklinde bir mektup yazıp intihara teşebbüs etmek olacaktır.bu durumda Ayşe 'ye "Bak Ayşe ben sırf o kızla seni birazcık kıskandırmak için çıktım. İtiraf et! Sende beni bana aşıksın."diyin.Ve ekleyim "Ama artık birlikte olmamız imkansız ." kız " "Ama nedenn!öhüöhühöü!" diye karşılık vermezse gelin bana "Abi bana bi GRAND ÇİROK alacan kız öyle demedi!diyin. O derece eminim yani.))
Bunu diyen kız artık size istediğiniz herşeyi (mesela ne istiyebilirsiniz?)) vermeye hazır demektir. Ama siz biraz daha süründürün diğer kızla çıkmaya devam edin (Hatta bu arada diğer kıza da bi isim verelim böyle zor oluyo📷mesela adı Dilara olsun.) Dilara" Ayşe ile görüşüyormusun?" diye sorarsa "Ne alakası var ya "diye cevap verin.Fakat Ayşe ile görüşmeye devam edin Ayşe sizi Dilara'dan ayırmak için elinden geleni ardına koymayacaktır.Aldırmayın.Bu esnada Dilara'yla gezin📷tozun📷 sinemaya falan gidin ondan sonra cuupp yatağa!Bu işlemi bir kaç kez tekrarladıktan sonra ikinci kızla da işiniz bitecek. Sıra geldi 3. kıza . Ama şimdi başınızda çok büyük bir bela var Dilara'dan nasıl ayrılacaz? Şu diyalog işinizi fazlasıyla görecektir. "Aşkım seninle çok mutluyuz ama Ayşe olayını biliyosun.Beni sürekli rahatsız ediyo📷 "Sana deliler gibi aşığım📷intahar edecem sorumlusu sen olucaksın " falan diyo.... Onun için çok üzülüyorum gerçekten." Bunları duyan Dilara çılgına dönecektir. En kısa zamanda sizi başka bir nedenden dolayı terkeder. Bırakın terk etsin...Size kız mı yok? :)) Hemen Ayşe'ye gidip konuşmak istediğinizi söyleyin. Ayşe sizin Dilara'dan ayrıldığınızı öğrenmiştir. Es kaza CIA kızlar arasındaki istihbarat teşkilatının nasıl işlediğini görmüş olsaydı adamlar küçük dillerini yutardı📷o yüzden" nasıl ve nerden duydu lan bu kız benim ayrıldığımı?" diye sormayın :)))

BONUS:
ÇAPKINLIK TAKTİKLERİ
1- Ilk görüste aska inanir misin ? Yoksa disari cikip tekrar mi gireyim?
2- Affedersiniz! Biz kücükken farkli okullarda okumamis miydik?
3- Sirtina dokunup: Aman allahim gercekten omuz kemikleri!! Ben bunlari kanat sanmistim!
4- Cukulatadan bebeklerimiz bir dügün pastasinin üstünde sence de güzel görünür mü ?
5- Saati sorun.9'u 5 mi geciyor? Bugün pazartesi 28 mart 9.05..Sizinle tanistigimin günü ve zamani aklimda tutmam gerekli de!
6- Oturdunuz📷 konustunuz ve kalkti gidiyor..Birsey unutmadin mi?Neyi? Beni.!
7- Bu sehirde yabanciyim . Bana evinin yolunu tarif edebilir misin?
8- Baban uzayli miydi? Senin gibi birsey yeryüzünde yok cünkü!
9-Telefon numarami unutmusum📷 seninkini ödünc alabilir miyim?
10- Merhaba! Bay Watch'un son bölümünde harika oynadin📷 bir imza alabilir miyim?
11- Erkek"Sesi sen de duydun mu?" Ne sesi? Ben birsey duymadim! Kalbim kirildi
12- Baban hirsiz miydi? Hayir ! Ne Alaka?!? Gözlerinin yerine konulan elmaslari kim📷nerden caldi o zaman?
13- Bana yolu tarif edebilir misiniz? Kiz: Ne yolu? Nereye? Kalbine
14- Beni bir cimcikler misin Kiz: Neden? Bu güzellik gercek olamaz! Rüya görüyorum sanirim
15- Annenle baban zamaninda karsilasmasaydi📷 yeryüzündeki en mutsuz insan ben olurdum!
16- Siz Aktuel'in kapagindaki kiz degil misiniz?
17- Umarim suni solunumdan anliyorsundur..Solugum kesildi seni görünce!
NOT:Eğer hepsini üşenmeden okuduysanız artık 1 numaralı kız avcisi olmusunuzdur hiçbir kız elinizden kaçamaz yada sizi birakamaz .) iyi sanslar.

SON
submitted by yennicheri to KGBTR [link] [comments]


2020.05.21 18:52 ferreisawesome Çocuğumuz olmayınca çare kaynanam oldu

Çocuğumuz olmayınca çare kaynanam oldu..(Yazan:Kerem) Merhaba ensest hikaye okurları, ben İstanbul’dan Kerem. 26 yaşında 3 yıllık evli devlet memuru bir makine mühendisiyim. Eşim benden 4 yaş küçük. Evlendiğimiz günden itibaren eşimle çocuk yapmak için uğraşıyoruz ancak eşimin ergenliğinden beri varolan yumurtlama probleminden ötürü başarılı olamıyorduk bir türlü. İki yıl denedikten sonra artık tıbbi yardım almaya başladık. Ama bu da derdimize derman olmadı. Eşim bu yüzden bunalımlara girdi ben de elaleme rezil olacağız hatta olduk diye çok korkuyordum.
Bir gün bir aile dostumuz bize taşıyıcı annelikten söz etti. Çocuğu başkası doğuracaktı ama yasal olarak annesi eşim olacaktı. Son çare olarak başka bir seçeneğimiz yok gibi gözüküyordu. Üstelik taşıyıcı annelik ülkemizde yasaktı. Biraz araştırdıktan sonra Gürcistan’da bu için yapıldığını öğrendik. Aile meclisini topladık. Kayınpederim ve kaynanam ayrı yaşıyorlardı ama bu mevzuyu konuşmak üzere o da katıldı bize. Kayınçom ve benim annem ve babam da vardı. En sonunda herkes taşın altına elini koydu ve Gürcistan’da bu işi halletmeye karar verdik. İçim rahatlamıştı bu sefer. Ancak ertesi gün eşim tadımızı kaçıracak bir şey daha ortaya attı. “Ya oradaki kadınlarda hastalık varsa, çocuğum hasta olursa” dedi. Mantıklıydı, çünkü Gürcistan’da seks turizmi yaygındı ve çocuğumuzu bu konuda riske atmak ne kadar doğruydu. Eşim yine bunalımlara girdi ağlamaya başladı sürekli. Aynı gün kayınvalidem geldi. Eşimin ağlamaktan şişmiş gözlerini görünce sordu. O da anlattı… Eşim “bize güvenebileceğimiz bir taşıyıcı anne lazım” dedi. Düşündük taşındık ama kimseyi bulamadık. Bulsak da kim bize yardım ederdi ki böyle bir konuda… Ertesi gün akşam yine kara kara düşünürken eşimin telefonu çaldı. Arayan kayınvalidem Handan’dı. Eşimden telefonun sesini hoparlöre vermesini istedi. “Çocuklarım, bu söylediklerim aramızda kalacak. Benimki sadece bir teklif. Düşünün taşının ama ben evlatlarım olarak sizlerin mutluluğu için böyle bir fedakarlık yapmak istiyorum” dedi. Biz eşimle birbirimize bakarak donduk kaldık. Eşim “olmaz anne öyle bişey” diyerek kapadı telefonu. Ertesi gün işten geldiğimde eşim konuyu açtı yine. “Ne dersin Kerem, annem olur mu” dedi. Belli ki kayınvalidemle tekrar konuşmuş… Ben sinirlenmiştim;
-”Nasıl olacak Tuğba? Elaleme ne diyeceğiz? 40 yaşında kayınvalidem hamile kaldı” mı diyeceğiz?
-”Annem 40 değil 38 yaşında Kerem ve bir çok insan bu yaşında hamile kalabiliyor. Kadın bizim için fedakarlık yapmak istiyor anlasana” dedi eşim.
-”İyi peki. Çocuğu annenin doğurduğunu gören eş dosta hayır bu bizim çocuğumuz mu diyeceğiz” dedim.
-”Annem onu da düşünmüş. Sen tayinini isteyeceksin. İstanbul’dan başka bir şehire taşınacağız. Bir-iki sene başka şehirde yaşayıp bu işi halledip tekrar döneceğiz İstanbul’a. Hem de çocuğumuzla beraber” diye cevap verdi eşim.
Mantıksız değildi aslında ama tayin mayin işi zor işlerdi. “Peki baban ne diyecek bu işe” diye sordum.
-”Babamın da, senin ailenin de bu işten haberi olmayacak. Gürcistan’daki herhangi bir taşıyıcı anneden olduğunu söyleyeceğiz çocuğun” dedi Tuğba.
Eşimin ve kayınvalidemin baskıları neticesinde kabul etmek zorunda kaldım bu işi. Tayin için de başvurdum. Bir ay içinde Kayseri’ye tayinim çıktı. İkinci ay Kayseri’ye taşınmıştık bile… Bu arada bir arkadaşım bir tanıdığı vasıtasıyla Gürcistan’da bize yardımcı olacak kişiyi de organize etti. Tarih belirlenince işyerimden senelik izin alarak Gürcistan’a uçtuk eşim ve kayınvalidemle birlikte. Arkadaşımın Gürcistan’daki bağlantısı bizi karşıladı. Konuştuk anlaştık. Bizden istediği 15000 euror parayı da peşin olarak verdik. Yarın arayacağını söyleyerek gitti adam. Biz otelimize yerleştik. Ertesi gün gözümüz telefonda bekledik ama haber gelmedi. Sonraki gün yine. İyice tedirgin olmuştuk. Adam benim aramalarıma da cevap vermiyordu. Israrlı aramalarımdan sonra en sonunda gecenin bir saatinde açtı ve “arama lan beni bir daha gavat” dedi ve suratıma kapadı telefonu. Dolandırılmıştık. Bugüne kadar çok para harcamıştık çocuk için ama dolandırılmak koymuştu bana. Eşim krize girdi. o gece tuvaletten gelen sesle uyandım. Kapı kilitliydi. Eşim ses vermiyordu. Kayınvalidemi uyandırdım yan odadan. Ona da ses vermeyince kapıyı kırıp içeri girdiğimde eşimin baygın halde yerde yattığını ve bir kutu ilaç içtiğini görünce elim ayağıma dolaştı. Hemen otel görevlilerine haber verdik ambulans istedik. Ambulans hemen geldi hastaneye apar topar gittik. Korkudan ağlıyorum. Eşime bir şey olursa ben de ölürdüm. Para pul çocuk falan umurumda değildi. Doktor midesini yıkadıklarını, komada olduğunu, şimdilik beklemekten başka bir şey yapamayacağımızı söyledi. O gece uyanmadı Tuğba. Ertesi gün gözlerini açtı şükür ama yine ağlamaktan başka bir şey yapmadı. Sakinleştirici ile bu sefer doktorlar uyutmak zorunda kaldılar. Kayınvalidem Handan o akşam “Kerem kalk otele gidiyoruz” dedi. “Noldu anne?” dememe bırakmadı “kalk bu işi çözeceğiz” dedi. Taksiye binip otele geldik. Takside konuşamadığımız için odaya çıkmayı bekledim. İkimiz de tedirgindik.
-”Anne ne yapacağız” dedim odaya çıkınca.
-”Buraya neden geldiysek onu yapacağız” dedi annem.
-”Anlamadım anne” dedim.
-”Anlamayacak bişey yok Kerem. Bu adi memlekete çocuk sahibi olmak için, beni hamile bırakmak için geldik. Şimdi beni hamile bırakacaksın” dedi. Ben afallamıştım;
-”Nasıl olur anne, nasıl yapacağız” diye sordum aptalca.
-”Kerem! Bak oğlum! Kızımın hayatı ve sizin evliliğiniz tehlikede. Siz benim evladımsınız. Bir fedakarlık yapacağımı söyledim işler sarpa sardı. Şimdi bu durumu düzeltebiliriz” dedi.
-”Anne nasıl olacak, nasıl spermlerimi aktaracağım sana anlamadım” dedim yine safça.
-”Oğlum vaktimiz yok. Kimseye de güvenemeyiz burada. Dünyadaki 6 milyar insan nasıl yapıyorsa biz de öyle yapacağız bu işi” diye cevap verdi.
-”Anne olur mu öyle şey! Sen benim annemsin! Hem Tuğba’ya ne diyeceğiz?” dedim telaşla.
-”Tuğba birkaç gün daha hastanede kalır. Kalmasa da doktorlardan rica ederiz uyuturlar bir iki gün daha. Biz de bu arada işi hallettik deriz” diye beni ikna etmeye çalıştı annem.
Elimde fazla bir seçenek yoktu. Bir amaç için yola çıkmıştık ve başımıza bir sürü talihsizlik gelmişti. Bu işi burada çözüp dönmek lazımdı Türkiye’ye. İster istemez kabul ettim. “Peki nasıl yapacağız anne ben çok utanırım” dedim. Annem;
-”Oğlum utanacak bir şey yok. Burada zevkimiz için bir şey yapmıyoruz” dedi. “Beni Tuğba olarak düşün” dedi. Hakikaten de eşim annesine benzer.
-”Tamam anne ama nolur makyaj falan yapalım, kılığını tipini değiştir, yoksa yapamam ben” dedim.
-”O zaman sen bir iki saat bekle otelde” dedi annem ve gitti. Bir saati biraz geçen bir vakitte geldi. “Tamam şimdi hazırlanırım Kerem” dedi. Duşa girdi. Oradan odaya geçerken “sen de duşunu al Kerem” dedi. Girdim duşumu alıp çıktım. Üzerimi giyinirken “Kerem gel hadi oğlum” diye seslendi annem içeriden. Kapıyı açtım oda kapkaranlıktı. Hemen yatağa girdim, yatak boştu. Az sonra ışık açıldı. O da ne!!! Ne göreyim!!! Kayınvalidem Handan saçlarını tepede topuz yapmış, çok güzel ve değişik bir makyaj yapmış, üzerinde siyah jartiyerli bir takımla karşımda bir afet gibi duruyordu. Memeleri taş gibi gözüküyordu ve sütyen ancak yarısını kapatabiliyordu. Altındaki tül külot da çok seksiydi. Çok farklı bir kadın olmuştu. Utangaç bir sesle “nasıl değişik biri olmuş muyum Kerem?” dedi. Ben hemen etkilenmiş, karşımdakinin kayınvalidem olduğunu unutmuştum bile. “Olmuşun anne çok güzel olmuşsun” dedim. Annem ışığı kapadı ve yatak başındaki ışıkları yaktı ve yanıma uzandı. “Bu gece ‘anne’ demek yok” dedi ve elini aletime attı. “Sadece o işi yapacağız değil mi anne” deim. “Bir çimdik attı, ‘anne’ yok dedim sana. Ne istiyorsan yapabilirsin, farz et ki bir kaçamak yapıyorsun oğlum” dedi. Ben de “bu gece ‘oğlum’ da yok o zaman”” dedim ve hemen öpüşmeye başladık. Annem mis gibi kokuyordu. Memelerini emmeye başladım sütyeni sıyırıp, gerçekten de taş gibiydi annemin vücudu. 38 yaşına gelmesine rağmen kendine çok iyi bakmıştı. Annem az sonra aşağıya inip aletimi ağzına aldı. “Anne ne yapıyorsun” deyince sikimi ağzından çıkartıp ısırır gibi yaptı “Anne demek yok dedim sana” dedi. Taşaklarımı avuçlayarak aletimi emiyordu annem adeta bir orospu gibi. Sadece içine boşalıp hamile bırakacağımı sanarken annem yılların acısını çıkarır gibi sevişiyordu benimle. Az sonra boşalacağımı anladım “anne dur, geliyorum” dedim kasılarak. Sikimi çıkarıp “hala anne diyorsun” dedi ve tekrar ağzına aldı. Ben kendimi çekmeye çalışırken o daha bir sabitledi sikimi ağzında ve eme eme ağzına boşalmamı sağladı. Ben de hayatımdaki en muhteşem boşalmayı yaşadım. “Anne harikasın ama neden böyle yaptın, hani hamile bırakacaktım seni” dedim. “Bırakırsın Kerem daha gece uzun” dedi ve 69 pozisyonunda üstüme çıktı. Külodu jartiyerin üstüne giymişti sıyırıp çıkardım. Annemin amını götünü dillemeye başladım. “Ohhh oğlum harikasın” diye inledi annem dilimi göt deliğinde gezdirmeye başlayınca. Ben de poposunu ısırarak “oğlum demek yoktu hani” dedim ve yalamaya devam ettim. Dilimi göt deliğine sokup çıkarmaya başladım annemin. “Oaaaawww Kerem ne diyeyim sana müthişsin” dedi annem. “Erkeğim de bana Handan, ‘oğlum’ deme” dedim. Az sonra annem dönüp kucağıma geldi ve sikimin üzerine oturmaya başladı. Alev gibi yanan amına yavaş yavaş sokuyordu aletimi annem. İçine girdikçe “Ohhh Kerem erkeğim benim, çok büyük aletin” diye inliyordu. otura kalka köküne kadar aldı sikimi annem. Sikimin üzerinde zıplamaya başladı. Başına kadar kalkıp tekrar oturuyordu. Az sonra hızlandırdı hareketlerini. Terlemiştik iyice. Annem hopladıkça şap şap ses çıkıyordu. Az sonra annemi altıma alıp domalttım. iki elimle yanaklarını ayırınca mükemmel göt deliği kabak gibi ortaya çıkmıştı. Dilimle tekrar muamele yapmaya başladım. “Oğlum hep dilini mi sokacaksın orayaaa” diye inledi. Ben şaşırmıştım. Demek götten de sikmemi istiyordu annem. Sikimin başını dayadım ve ittirmeye başladım götünün deliğine. Başı kolay girdi. Biraz yüklenince “ahh” diye inledi annem. Geri çekip tükürükleyip bir daha yüklendim. Bu sefer daha da ilerledim. Annemden “aaaoohhh” diye bir inleme geldi bu sefer. Biraz çekip tekrar yüklendiğimde artık sikim köküne kadar annemin göt deliğine girmişti. Annem bir çığlık attı ve “aaaaowww oğlum ne yaptınnnni müthişsinnn” diye inledi. Ben gidip gelmeye başladım bunu duyunca. “Sen vazgeçmeyeceksin demek ki! Tamam devam et ‘oğlum’ de bana! Oğlum dee!” diyerek götüne vurmaya başladım annemin. Annem altımda çıldırmıştı. Yüzünü tamamen yatağa baştırmış çarşafları sıkıyordu. “Ohhhh sik beni oğlummm… Daha sert vur aslan oğlummm” diye inliyordu. Ben de ellerini arkada kelepçe yaptım ve iyice çıkarıp tekrar girmeye başladım annemin götüne… “Ohhh annem benim harika götün var, süpersinnn” diyerek köklüyordum. Az sonra yine boşalacağımı anladım. “Anne geleceğim” dedim. “Devam et oğlum durma, arkama istiyorum hepsini” dedi ve elini arkaya atarak kalçamdan bastırarak göt deliğine köklememi istedi. Ben de anneme kitlenerek göt deliğinin derinliklerine boşaldım deli gibi… “Anne mükemmel bir kadınsın” dedim boşadıktan sonra. “Sen de harikasın oğlum, kaç kere boşaldığımı hatırlamıyorum bile” dedi.
Az sonra yatakta uzanırken “ee bu da boşa gitti anne” dedim gülerek. Annem elini taşaklarıma attı ve “hiç önemli değil aslanım, sen de bu alet varken daha çok şansımız var” dedi. Annem dışarı çıktığında bir kaç bira da almış kalkıp onları içtik biraz. sonra annem karşımda seksi bir şekilde dans etmeye başladı. Allahım çok güzel bir kadındı. Yani para versen böylesini sikemezsin… Az sonra kucağımdaydı. Memelerini ağzıma verdi. Emmeye doyamıyordum. Bacak arama inip sikimi göğüslerinin arasına alıp memeleriyle mastürbasyon yapmaya başladı bana. Sikim yine dikilmişti.
Az sonra annem kalkıp banyoya gitti. Su sesi gelmeye başlamıştı. içeri gelip “hadi banyoya erkeğim” diyerek bir göz kırptı. o göz kırpması beni azdırmaya yetti tekrar. Peşinden bir boğa gibi girdim içeri. Annem jartiyeriyle suyun altındaydı. Hemen ben de küvete girip annemi yüzüstü duvara yasladım ve götünün yarığına kafamı gömdüm. Her yerini yalamaya başladım tekrar. Uzun uzun öpüştük sonra. Dillerimiz birbirine dolanıyordu. Sonra annem benim taşaklarım dahil her yerimi yalamaya başladı. Taşaklarımın hepsini ağzına almaya çalışıyordu. Sikimi de gırtlağına kadar sokup çıkarıyordu. Sonra kulağıma yaklaştı ve “hadi erkeğim, şimdi zamanı geldi” dedi. Ben ayağa kalktım ve annemin arkasına geçtim. Arkasındayken amına girdim. Hızlı hızlı vurmaya başladım. Suyun da etkisiyle şap şap ses çıkıyordu her vuruşta. Annem de vurdukça “erkeğim, aslan oğlum, vur annene daha sert hadi koçum benim” diye inliyordu. Sonra annemi döndürdüm. duvara sırtını yaslayıp ayakta amına girmeye başladım tekrar. Annem boynuma dolandı. Vurdukça inliyordu. Az sonra bacaklarını belime doladı. Ben de alttan ellerimi kalçalarına attım ayakta kucakladım annemi. Amına girip çıkmaya başladım. Annem kucağımda çığlık çığlığaydı. “Hadi oğlum karını becerir gibi becer anneni, karını döller gibi dölle aslan erkeğim benim” diye inlerken ben de hareketlerimi hızlandırdım. Az sonra ellerimi bacaklarının altından geçirerek bacaklarını iyice ayırdım ve kollarını tuttum. Amına daha hızlı git gel yapmaya başladım. Ve sonrasında çığlık çığlığa annemin amcığına tüm spermlerimi akıttım. Annem “ooaaahhh erkeğim, aslan oğlum benimmm” diyerek inledi. Kucağımda çığlık atmaktan bitap düşmüştü. Kollarıma yığıldı. Çıkarıp kurulandıktan sonra yatağa yatırdım annemi. “Harikasın oğlum, resmen işimi bitirdin” diyerek uykuya geçti. Ben de yorulmuştum. Tam uykuya dalmıştım ki, hatta biraz uyumuş da olabilirim elim annemin götüne değdi. Taş gibi götü hissedince sikim yine kazık gibi oldu. Kalkıp annemin göt deliğini yalamaya başladım yine. Annemin götüne doyamıyordum. Annem baygın bir şekilde yatarken beline yastık koyup bir kez daha göt deliğini doya doya sikiyordum. Yine boşalacaktım ki annem “ağzıma istiyorum” diye inledi. Ben şaşırmıştım. Hiç hareket etmemişti ben sikerken ama demek ki uyanıktı. Çevirdim sikimi ağzına yaklaştırdım. Hemen ağzını açtı. Ben de Mastürbasyon yaparak ağzına boşaldım tekrar annemin. Bütün spermlerimi yuttu. Hatta dudaklarına bulaşanları da diliyle ağzına aldı. O sabah çok mutlu uyandık. Hastaneye sabah erkenden gittik eşimin yanına. Mutlu haberi verdik. Nasıl olduğunu sorduğunda hastanede başka biriyle tanıştığımızı, onun yardımcı olduğunu, kendisinden aldığımız yumurta hücreleriyle benim sperm hücrelerimi annemin rahmine yerleştirdiğimizi, bu sayede işi başardığımızı anlattık. Eşim çok mutlu oldu. Hemen o gün taburcu oldu hatta. Beraber bir iki gün daha gezdik. Kayınvalidemle kaçamak bakışlar atıyorduk birbirimize arada. Ardından yurda döndük.
Kayseri’ye hemen alıştık. Büyük bir şehirdi burası da. Eşime de Cumartesi günleri de mesaisi olan bir muhasebe işi buldum çalıştığımız firmalardan birinde. O ilk Cumartesi günüydü… Rüyamda birisi aletimi yalıyordu. Az sonra uyandım. Rüya değildi, odamdaydım. Demek ki eşim yalıyordu sikimi derken bir baktım ne göreyim. Kayınvalidem yine o geceki jartiyerli takımını giymiş, yine harika bir makyaj yapmış. Sikimi emiyor. “Anne ne yapıyorsun” dedim kendimi çekerek. “Bir şey yapmıyorum oğlum. Sadece o geceyi unutamıyorum. Ne var anneni bir kere daha doyursan! Bir kaç aya karnım şişer zaten, günleri değerlendirelim bence” diyerek tekrar sikime yumuldu. Benden günah gitmişti. Annemi o gün eşim gelene kadar evire çevire evin her yerinde becerdim. Akşam poposunun üzerine oturamayacak haldeydi ama memnundu…
O yılı Kayseri’de geçirdik. Annem bize bir kız çocuğu doğurdu, adını Eda koyduk. Çok tatlı bir bebekti. 3-4 ay sonra İstanbul’a tekrar tayinimi aldırabildim. Kimse bir şey anlamadan bu işi halletmenin verdiği gurur, kayınvalidemi sikmiş olmanın verdiği mutlulukla döndük mahallemize tekrar, annem de bir üst katımızdaki evine yerleşti. Annem doğumdan önce biraz zayıf bir kadındı. Doğumda aldığı kiloları da hızlıca verdi. Ama önceki gibi zayıf değildi artık. Bu sefer tam bir afete dönüştü. Şimdi eşim de çalıştığı için Eda’ya annem bakıyor. Yani Eda’nın da öz annesi… Kendi kızının bakıcılığını yapıyor kayınvalidem… Bazen işten erken çıktığımda çocuğu almaya ben çıkıyorum annemin yanına. Çocuğu almadan önce bir posta sikiyor, sonra Eda’yı alıyorum… Bazen de annem geldiğimde bizim evde oluyor. Eşim daha gelmemişse, o gelene kadar annemi doyuruyorum. Bazen o kadar azgın oluyoruz ki Eda ağlasa da bakmıyor, sikişmeye devam ediyoruz… Bir sene sonra annem bir kere daha hamile kaldı ama onu eşime hissettirmeden aldırdık… Eda bu sene anaokuluna başladı. Annem de 45 yaşına geldi ama hala bir afet. Kızından hala daha güzel. Hala Eşim işteyken ve Eda okuldayken sikiyorum annemi. Cumartesi günleri eşim işte ama Eda’nın okulu yok. Uyuduğu zaman rahat rahat sikişiyoruz. Uyanıkken de televizyonda ona bir çizgi film takıp evin değişik yerlerinde sikişmeye devam ediyoruz. Bazen Eda’ya yemek yedirirken sikiyorum annemi arkasına geçip. Bazen annem mutfakta yemek hazırlarken arkasına geçip eteğini sıyırıp sikiyorum hemen. Bazen de annem Eda’yı kucağına alıyor ben de annemi kucağıma alıp sikiyorum… Bazen beraber evcilik oynuyoruz. Eda dışarda kalıyor, ben annemle çadıra girip ağzına veriyorum. Bazen de doktorculuk oynuyoruz. Eda annemin annesi oluyor, ben doktor oluyorum, annem de hasta. Tabi her seferinde hastaya iğne yapıyorum Bir keresinde eşime yakalanıyorduk. Bizim evde Eda odasında oynarken ben annemi salonda kanepenin kolçağına domaltmış götünden sikiyordum. Tam boşalmaya başlamıştım ki annemin telefonu çaldı, arayan Tuğba’ydı. “Anne kapıyı çalıyorum neden açmıyorsun” dedi. Annem telaşla “kızım alt kattayız, buraya gel” dedi. Hemen toparlandık, üstümüzü başımızı düzelttik. Ben Eda’yla oyun oynuyormuşum gibi yaptım, annem de mutfaktaymış gibi yaptı. Eşim gelince bir şey anlamadı Allahtan ama ben kayınvalidemin eteğinin altından bacağından sızan spermlerimi gördüm ve hemen annemi uyardım. O da bir şey almak bahanesiyle yukarı çıkıp temizlendi… Her şeye rağmen Cumartesi günleri hala benim için en güzel gün… Eşim hissetmediği sürece annemi sikmeye devam edeceğim…
submitted by ferreisawesome to u/ferreisawesome [link] [comments]


2020.04.22 11:04 ferhatt12 Beyler dün kendime "yıkık" dediğim için hepiniz destek oldunuz ama neden "yıkık" olduğumu anlatayım.

Dünkü anlattığım mevzuda sevdiğim kız okuldan lise 2. Sınıfta ayrıldı bende okulda baya yalnız kalmıştım çünkü onunla okula giderken aynı yerden biniyordum, muhabbet falan ediyorduk okulda ama sonra özele gitti. Bende lise 3. Sınıfım ve aşırı kilo vermiştim amk belki bilen bilir, ben çiftçilik yapıyorum ve yaz işleri aşırı ağır eğer makina yoksa. Birde oruç falan derken olduk tay gibi amk biraz da her sabah şınav, mekik falan derkeeen yalandan bir karın kası. Şimdi gelelim asıl noktaya; her lisenin sigara içenlerinin takıkdığı bir yer vardır hatırladınız mı, hani böyle pasaj gibi yada kimsenin göremediği bir yer işte aq serseriler takılır oralarda... Bende o zamanlar sigara içiyorum ama tek başıma oturmuşum telefondan da polemick çalıyor amk sonra işte liseliler gelmeye başladı derken o siktiğimin sürtüğü geldi, " Duygu!" yanıma oturdu ve - Nasılsın? dedi,
-bende iyiyim ama biraz yalnızım şu aralar 6 aylık sevgilimden ayrıldım ,
Dedim ve anlattı sonra orada duygu ile bayaa kanımız tuttu. Artık her sabah aynı saatte aynı yerde sevgiliymiş gibi buluşuyorduk, konuşuyorduk. Bir gün bunla konuşurken bana " Tam çıkılacak çocuksun", dedi. Sonra zaten çıkma teklif etti ama o anda bile aklımda diğer kız vardı fakat onu da yavaş yavaş unutmaya başlamıştım ve Duygunun çıkma teklifini kabul ettim. Sonra ne mi oldu 1 yada 2 hafta sanki 40 yıllık dostmuşuz gibi yaşadım, en azından ben öyle hissettim... Fakat tamda yanıma cana can kana kan olan arkadaşım Harun geldi ve bana tüm olan biteni anlattı, size aynen aktarıyorum :
H : ooo kanka naber, nasılsın?
B : iyiyim harun sen?
H : Bende iyiyim. Senin hakkında bişeyler duydum
B : ne gibi?
H : duygu ile çıkıyormuşsun doğru mu?
B : çıkıyorum 2 hafta oldu iyi birisine benziyor ( bakın burası cidden yaşandı ve bunu dedim)
H : kanka o sandığın gibi birisi değil. Gel senle daha sessiz biryere gidelim adam gibi anlatayım
B : evet anlat bakalım O nasıl birisiymiş? ( ve işte acı gerçekler)
H : Kanka geçen sene (2016'nın ramazan ayında) bu duygu yanıma geldi. Bende Tübitak kimya projesinde görevlisi idim ve tüm proje standlarını kontrol ediyordum. Sonra duygu benle biraz konuşmak istedi bende tamam dedim gittim. Okulun 4. Katında kimya laboratuvarında konuştuk ve bana benle çıkmak istediğini söyledi bende seni s*kiyim öyle olur dedim ama ciddiye alacağını nerden bilebilirdim ki... Sonra bu da geldi ve bende orucumu bozup buna ( deep throat, doggy style, 62, scissor, ve diğerleri..)
H : Kardeşim bu kız orospu, bana cidden sordu ve bende yaptım. Eğer seni daha önce görseydim direk söylerdim bana haberin yeni geldi çünkü
B : tamam kardeşim anladım. Dedim ve duygunun yanına gittim.
Beyler inanmayacaksınız ama O Duygu kaşarı eski ayrıldığı sevgilisi ile benim sabah geldiğim yerde öpüşüyordu. Ben kendi kendime duygu yapmaz öyle şeyler diyip hep buluştuğumuz yere giderken birden öyle birşey görünce artık doğruladım ve çaktırmadım hiç.
İntikam almam gerekiyordu. Çünkü gerçekten sevmiştim amk 2 haftada kim sevilir amk demeyin çünkü ilk çıktığımdı beyler ilk...
Ona öyle birşey yapmam gerekiyordu ki, ezel dizisinde ezelin eyşana cd leri izlettiği gibi amk yani ağlasın istedim çünkü ben ağlamıştım bir orospu için...
Yine otobüs durağındayım bu geldi yanıma ama 2 gün konuşmamıştım sonra dedi işte nasılsın iyimisin hüç sormuyorsun falan. Bende, madem merak ettin sen sorsaydın. Dedim sonra otobüsü geldi bu kaltağın bindi. Sonra bende bindim ama otobüslerimiz farklı ben onun yanına oturdum sonra başladım anlatmaya herşey plana uygun gidiyordu!
B : Ya bu kızlar bizden ne istiyorlar ya?
D : anlamadım?
B : Dün bir arkadaşım ayrılmış sevgilisinden, sonra o kaşar da aldattığı erkek ile yatakta foto atmış .
D : kimse öyle birşey yapmaz
B : Nerden biliyorsun belki yapar.
D : eğer gerçekten sevdiyse yapmaz çünkü güvenirler birbirlerine
B : Ben sana güvenebilir miyim?
D : " Sessizlik" BELKİ!
B : Nasıl yani şimdi senle tartışma yaşasak hemen başka birisi ile yatağa mı gireceksin
D : herşeyi yanlış anlıyorsun ya
B : biliyor musun bu fahişelik, orospuluk işleri çok zeka isteyen bir iş çünkü insanların hisleri ile oynuyorsun ve bunu yaparken çok dikkatli olmak lazım. Ve biraz da acımasız! Çünkü birininin hislerini yaralamak onu gerçekten yaralamaktan daha zordur. Mesela sen eğer beni aldatırsan kesin ağlarım çünkü hislerim çok kuvvetli ve birisi ile bu hisleri paylaştığımda daha da kuvvetleniyor fakat o kişi beni aldattığında o kuvvetli hisler tuz buz oluyor. Nasıl dünyanın en sert maddesi cam çok sert olduğu için kırılıyorsa bende de öyle...
D : Hadi ya gerçekten öyle mi düşünüyorsun (üzülerek)
B : Evet ben böyle biriyim
Beyler Duygunum arkadaşı bana tam saat 02:45 'te mesaj attı ve onun ağlamaktan uyuyamadığını söyledi sonra bana ne dedin falan filam dedi siktir ettim ama o anda gerçekten rahatlamıştım. Benim gibi hissetmesini sağladıysam ne mutlu.
Sonra ne mi oldu duygu yine her sabahki gibi yanıma geldi bir sigara yaktık ve dün Burada eski sevgilisinin gelip ondan özür dilediğini söyledi.
Bende orada ona dedim ki : Şu hayatta ne yaparsan yap ama masum insanların duyguları ile oynama çünkü ben sana gerçekten değer verdim...
D : ne yani şuan vermiyor musun?
B : bana dün erkek arkadaşınla öpüşüp öpüşmediğini söyle!
D : evet öpüştük çünkü o bana gerçekten değer veriyordu...
B : ne yani illa sizi sikmemiz mi lazım.
Dedim ve o anda duygunun yine gözleri doldu ve bir macera daha burada bitti.
Dahası var bu kız Honda manyağıydı ve hep onlardan bahsederdi.
Geçen sene bunun düğünü oldu bende arkadaşımla konvoya takıldım tahmin edin bakalım hangi arabayla
S2000 amk! bu kaltağın yanından geçerken ona bir baktım zaten o bakış ona yetti!
Evlendiği kişi ise Suriyeli amk.
Okuduğunuz için teşekkür ederim beyler yorumlara düşüncelerenizi eklerseniz sevinirim.
submitted by ferhatt12 to KGBTR [link] [comments]


2020.01.10 03:14 ill-be-back4 SOSYAL MEDYA BAĞIMLISI KAHPE KIZA VERDİĞİM AKILALMAZ DERS————Dün hayatımda en alfa olduğum 3 anımdan birini yazdım ve beklemediğim şekilde ilgi gördü belki de sadece 3 tane böyle güzel anım var ama paylaşmak çok hoşuma gitti bugün sizlere bu 3’ünden zirvedekini paylaşıyorum umarım beğenirsiniz.

Okulda Didem isminde bir kız vardı ve ben ondan hoşlanıyordum. 2 defa göz göze gelmiştik. Çok az konuşmuştuk reddedilirim diye çekiniyordum. Bir teneffüs okul bahçesinde onu Duygu diye biraz sohbetimin olduğu kızla yan yana gördüm telefondan bir şeylere bakıp aralarda etrafı süzüyorlardı. Fırsat bu fırsat yanlarına gidip selam verip Duygu’yla konuşmaya başladım okulda olan bir konu hakkında espiri yaptım ikiside güldü Didem’e anlık bakakaldım. Duygu kurnazdır cin gibidir anladı o. Ne güzel güldün dedim(Kız aralarda telefona bakıyor) hafif kızardı”hıh! teşekkürler” dedi. Ben ne diyeceğimi bilemedim ikisine de bakıp görüşürüz dedim. Duygu kinayeli kinayeli görüşürüz dedi. Bizim sınıfta Beyza isimli bir arkadaşım ile Duygu çok yakın arkadaşlar ikisi çöpçatanlık yapmaya karar vermiş ve ilk Didem’le konuşmuş sonra da Benle konuştular. Ben onlara nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. Aralarda saçmalıyorum her neyse kız da konuşalım gözüyle bakmış.Numarasını verdiler bu akşam mesaj at dediler tamam dedim. Akşam konuştuk Cumartesi için bir kafede sözleştik.Bana 2-3 kere”inanamıyorum nasıl instagramın yok”yazdı. Ben instagram kullanmayı pek sevmem,genel olarak sosyal medyaya yaklaşımım böyle insanlarla yüz yüze konuşmaya daha çok değer verir önemserim. ——- sıkılmayın diye bu bölümü karşılıklı metin olarak yazdım.—(-ben +Didem )
(Kafese saat 4te buluştuk, köşede bir masaya geçtik,birer kahve söyledik) -Konuya direk giriyorum ama, senden bir süredir hoşlanıyordum senin de benimle görüşmek istemen beni çok mutlu etti. +(tatlı bir gülümsemeyle) ben de mutlu oldum(göz ucuyla telefonla uğraşıyor,hatta masaya oturduğumuzdan beri gözü habire telefonunda) seni birkaç defa gördüm İsmini öğrendim ama instagramda seni bulamadım. Kullanmaman beni çok şaşırttı. - Neden bu kadar şaşırdın Wp’de de birkaç kere sordun. +Bilmem instagram kullanmayan kaldı mı yha? - Ben varım.(ardından uzun uzun açıkladım) +hmmm bence yanlış bir bakış açısı kimin ne yaptığını merak etmiyor musun? -Edersem ararım konuşurum + öyle değil,yani şu an kim ne yapıyor -hayır etmiyorun +İlginç (telefonla uğraşmaya devam ediyor) [kahveler gelir] {Ekleme: kız bu kadar düzgün konuşmuyor. Tam gerizekalı Resmen yabancı kelimelerin arasına birkaç Türkçe kelime serpiyor,ben size düzgün şekilde aktarıyorum yoksa kanser olursunuz} - Hobilerin neler? Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun? + Pek boş zamanım olmuyor(telefonla oynuyor) -(sözünü keserek) Sosyal medyadan zaman kalmıyordur + ahahaha evet biraz öyle ıııı şey ders de var tabi - A evet evet dersler zor + evet.... (telefonla oynuyor) - Yapmaktan hoşlandığın bir şeyler vardır elbet + Arkadaşlarımla buluşuyoruz(telefonla oynuyor) - hmmm{onu mu sordum aptal,niteliksiz orospuçocuğu} [ Telefonu çaldı. Aleyna diye biri arıyor] + aaaa şey buna bakmam lazım - Tabi Bak sorun yok (sandım masadan kalkacak dışarıda bir yerde konuşacak açtı telefonu masada kahvesini yudumlarken konuşuyor. Muhabbetleri birinin dedikodusu,içimden diyorum şuna biraz bakıp kendimce başka kusurlarını da bulayım) garson: bir isteğiniz var mı efendim? - Yok teşekkürler (Ben etrafıma bakıyorum,garson benden yaşça büyük bir abi o da arada bana baktı,bu benim dikkatimi çekti. Herhalde acıdı amk) + Kusura bakma(telefonu kapattı) - Sorun yok. Ee hep ben sordum biraz da sen sor. Benim hakkımda merak ettiğin şeyleri + Sosyal medya olarak wp’nin dışında kullandığın bir şey var mı? -Yok (sora sora bunu mu sordun amk salağı) +Sıkılmıyor musun peki? (telefonla oynuyor) -Dediğim gibi sosyal medyanın zamanımı fazlasıyla harcadığını düşünüyorum. {Bu arada Elbette KGB için Facebook kullanıyorum ama sadece KGB için.} - Ben (vurgulayarak) Gerçek konuşmanın daha önemli olduğu kanısındayım. DUYGULARIMI NEŞEMİ,SEVİNCİMİ,ÜZÜNTÜMÜ, TUTKUMU,SESİMİ EVET SESİMİ telefon yeterince yansıtamaz. +Emojiler var hahahahhahah -Yetmez(espiriye de gülmedim,alfa değilim ama kötü espriye kolay kolay gülemem, sadece gülümsedim) +(Yüzüme bakıp,nadir bakıyor genelde telefonla meşgul) ııııııı Sesli mesaj?(geri telefonuna döndü o an hafif sinirim bozuldu) -(umutsuz bir ses tonuyla)Yeterince aktaramaz. Birinin elini tutmak birinin yüzüne bakarak düşüncelerini aktarmanın yerini yazı tutamaz. Bak ne örnek vericem Romeo ve Juliet’i okuyabilirsin ve elbette çok güzeldir. Ama bunu iyi yani özenle oynanan iyi oyuncuların oynadığı bir oyunu izlediğinde o oyun hakkındaki izlenimin farklı olur,yazıdan farklı anlamlar çıkabilir ama oynan oyunun anlattığı daha belirgindir,yoksa tabi kitap okumaya karşı değilim bilakis çok okurum.(damağım kurudu kahveden bir yudum aldım) (Bu arada ben konuşurken bir telefona bir bana bakıyor) +Evet bu örnekle sana katılıyorum. Ama sen kitap okumakla mesajlaşmayı karıştırıyorsun. -Galiba bu konuda anlaşamayacağız.( aslında düşünceni savunmaya devam edecektim ama vazgeçtim.Bir de anlaşılan kitap okunuyordu.Etrafımdaki masalarda oturan insanları biraz inceledim.Korka korka sordum) -kitap okumakla Aran nasıl en son hangi kitabı okudun? + dediğim gibi Çok zamanım olmuyor. En son Dede Korkut’u okudum. -Sanırım O Edebiyat öğretmeninin geçen yıl sınavda sorarım diye okutup sınavda sorduğu için +ahahahhahahahahahhaha -ahahahahhahahahahha (Ne kadar aptal bir oç olduğuna güldüm) -Hep ben soruyorum biraz da sen sor ya + (telefonla bakıyordu kafasını kaldırıp) ıııı evet evet öyle oldu(mesajını tamamlamaya çalışıyor merak edip masadan baktım İrem yazıyordu. Bense telefonumun ilk defa çevirip saate baktım ve ekran masaya gelecek şekilde tekrardan masaya koydum) + tamam ben soracam (telefonla oynuyor) hmm (telefonu çaldı Bu sefer Merakım biraz kabardı hafif kalkarak baktım Büşra yazıyordu) +şeey önemli -bak bak sorun yok ( çevremdeki masaları süzüyordum. Arkamdaki masada bir çift biri şarap biri bira içiyor sürekli gülerek sohbet ediyorlayan masada 4 kişi yani 2 çiftlerdi kahve içip sohbet ediyor biraz biraz telefona bakıyorlaönümdeki masada yine bir çift bira içip sürekli telefonla uğraşıyorlaçaprazımdaki masa kalabalık 5 kişi 2 çift var Bira,şarap içiyorlar,benim yaş gurubum telefonlar masa üzerinde ama hiç ilgilenmiyorlar. Birbirileri ile konuşuyor gülüyorlardı bazen de hararetli tartışmalasapların olduğu masalar ilgimi çekmedi.) (5kişinin olduğu masada boşta olan kız arada etrafı süzüyor bakınıyor anlaşılan biraz sıkıldı ya da orada tek olmak onun sıkılmasına sohbetten uzak kalmasına neden olmuştu Didem orospusu konuşmasını bitirene kadar 5 kere göz göze geldik çünkü galiba hayvan gibi bakmıştım. Didem’den güzellik olarak farkı çok yoktu Didem’in boyu daha uzundu sadece. Çok baktığımı farkedince Didem e baktım. Tam sığır, mal mal mal, maldan farkı yok. Konuşma bitti ama çok uzun sürdü kahvem soğudu,hoş gerçi ben soğuk kahve severim. Bu arada Büşra ile sadece dedikodu yaptı.Konuşma bitti) -Önemli dedin ama sadece dedikodu yaptın ya +ahahahahaha kızların önemlileri böyle oluyor (telefonla uğraşmaya devam ediyor) - Saygısızlık olmuyor mu?(diğer masadaki kızla 2 kere daha bakıştık) + Nasıl? (Bir gözü telefonda,artık canıma tak etti anasını sikecem) -Senle konuşmak istiyorum gözüme bile bakmıyorsun sürekli telefonla meşgulsün +Evet biraz öyle oldu. Hıhı ama tamam haklısın [telefonu yine çaldı.Yine Aleyna]
+Şeyyy önemli bir şey değilse söz kapatcam.(açtı nasıl ya falan dedi 1 dkk sonra anladım bir kızın dedikodusunu yapıyorlar,bu arada benim kahve bitti bunun ki de 1 yudum kalmış) [Diğer masadaki kızla birkaç defa daha göz göze geldik.Masaları daha da dikkatimi çekti çok neşeli,sıcak kanlı insanlara benziyorlardı.] Garson: Bir şey istermisiniz? (Benim bardağımı aldı) -Evet, 2 tane tuzlu fıstık bir de hesap Garson:Hesap? -Evet hesabı da alabilir miyim? Fıstıklarla beraber lütfen Garson: tabi -Teşekkürler (Didem kevaşesi duymuyor bile +(fısıltıyla) kusura bakma(dedikoduya devam ediyor) -(başımı yukarı aşağı sorun yok ifadesinde salladım ve gözlerimi kırptım) [bu arada sadece erkek garson değil kadın garson da bizim masayla çok ilgiliydi o da bana acımıştır] Garson:Buyrun -Teşekkürler Garson:(Geride siparişlerin girildiği ekranın yere çekildi kadın garson da orada etrafa,arada bize bakıyor) +(Hesap ve fıstıklar gelince şaşırdı,konuşmasını bitirdi) -(hesabı bahişiyle bıraktım.) -Hoşçakal(garsona işaret yaptım geldi,bayan olan da önümdeki masanın siparişini aldı sonra durdu bize baktı) +(Şaşırmıştı,bir bakakaldı) Nereye! -GÖZLERİNİN İÇİNE BAKABİLECEĞİM BİRİLERİNİN YANINA +Anlamadım??? -Şaşırmadım (Çok sikici bir gülümseme attım). Şarjı bitmesin dikkat et dedim +Ne demek bu şimdi? - Engellendin demek.(güldüm)
[Fıstıkları elime aldım 5 kişinin olduğu masaya gittim ,bizim masayla arada biraz mesafe vardı,] - Size katılabilir miyim ? 5 kişilik grup: (birbirilerine baktılar,ben kıza gülümsedim onlar bizi gördü ) Tabi, Buyur,Gelsene -Bunlar sizin için(fıstıkları verdim) [Teşekkür ettiler,kendimi tanıttım konuşmaya başladım,kendimi sevdirme gayretine girdim] [Didem masada yarrak gibi kaldı. Şok olmuştu bana bakakaldı,orda bir 5 dkk durmuştur.] [O 2Garson bana helal olsun lan der gibi bakıyor, öff of Puf yapıyorlar,kıza bakıp kıkır kıkır gülüyorlar] Didem giderken gözleri dolmuştu. Yolda salya sümük ağlamış zaten, Duygu’ya şikayet etmiş beni. Duygu olayı 2’mizden de dinledi. Didem’le bir daha konuşmadı. Garsonlar benle tanıştı. Artık Açelya ablam ve Oğuz abim oldular. Haberlerini alırım arada çalıştıkları yere uğradığım olur. Görürsem konuşuruz. Kızla İlayda’yla tam 2 ay çıktım. Hiç pişman değilim çok güzel vakit geçirdik. Kalan 4’ünden 2’si ile hala görüşürüm. Didem’in İzzet-i itibarını sikeyim. Hiçbir ilişkisi 1 aydan uzun sürmedi. Beyza’nın dediğine göre istediği üniversiteyi de kazanamayınca ailesi ile tartışmış depresyondaymış, ama kafa aynı kafa hala instagram orospusu,sosyal medya bağımlısı bir orospuçocuğu.
Hikaye bu kadar sizden ricam bir am için böyle durumlara katlanmayın. O gün diğer masa beni kabul etmeseydi fıstıkları ikram edip çıkardım. Belki 1-2 shot atar ya da Duygu’yu arayıp hay övdüğün kızın amınakoyayım derdim. Hayat kısa bir yerlerde bir başkası bulunur. Yok kilitmiş yok çurab’mış boş bu işler.
Hayat bir gün o da bugün.
submitted by ill-be-back4 to KGBTR [link] [comments]


2019.10.23 23:46 furkantopal KGB'nin devam edeceğinin garantisi ve KGB tarihinin uyandırdığı hislere dair

Şimdi bu üstteki "KGB Tarihi" flairina tıkladığınızda gerçekten geçmişe, bize, bu oluşumun tarihine bir yolculuk yapıyorsunuz.
Bu aslında çok uzun hikaye ama üzerinde biraz bir şeyler yazma gereksinimi hissetmedim değil, çünkü bende çok farklı hisler uyandırdı. "Tüm bunlar nasıl oldu?" dedirtti, kendime bir dışardan baktım, anası babası ayrı tek başına bir şeyler yapmaya çalışan, o zamanlar için konuşmak gerekirse "20'li yaşlarına yeni girmiş bir genç nasıl bu kadar insanı bir arada toplamayı başardı?" diye sordum.
Bu grup buralara gelene kadar benle olduğu süreden çok bensiz oldu, kurucusu olsam da farklı sebeplerden dolayı gerçekten de başında durduğum süre başında durmadığım süreden daha azdır. Hep moderatörlere vs emanet edip bi kaybolma durumum oldu farklı sebeplerden dolayı. Şimdi 2015-2016 zamanlarından beri aslında ilk defa bu kadar başında durabildiğim için bi yeniden șahlanmaya doğru gidiyoruz. Fakat tabi özel durumum olmasaydı emin olun bu çok daha hızlı ve efektif olurdu, ama böyle de underground ve samimi zaten, sıkıntı yok. Ben memnunum. Hem de çok memnunum.
Bazen düşünüyorum hani çünkü hep bi enkaz toparladığımdan ve şimdiki zamanın görüntüsü insanın zihnini yanılttığından "Geçmişte de o kadar büyük değil miydik acaba?" gibisinden bi şüpheye düşer gibi oluyorum, ama hayır, biz KGB olarak gerçekten piyasanın amına koyduk. Şu 'KGB Tarihi' flairında gezinince beynimde flashbackler çaktı harbiden. Yolu KGB'den geçmeyen veya KGB'yi duymayan çok az ünlü var. Zirve youtuberlardan, zirve instagram fenomenlerine kadar KGB'nin içinde olan çok insan vardı, hatta televizyon kanallarında çalışan üyelerimiz KGB'ye selam yollatırdı, KGB'ye 500binden fazla katılma isteği olduğundan kim bilir daha kimlerin isteği kabul edilmedi. Zaten sosyal medyadaki büyük mizah sayfası adminlerinin nerdeyse hepsi tanır beni de burayı da. Bilenler bilir, 2016 yılında bir çılgınlık yapıp 100 bin kişinin isteğini kabul edip gruba almıştım. Çılgın rakamlar değil mi? İsteği silinen 500 bin kişiden öncesinde de bi 200 bin insan daha kapının dışında kalmıştı, ve gruba o kadar çok katılım isteği vardı ki Facebook buga giriyordu, grup yöneticilere falan gözükmez olmuştu uzun bir süre isteklerden dolayı. Şu an Facebook'ta duvarı kapalı olan yedek grupta hala 100 bin civarı istek olduğunu tahmin ediyorum. Ama şahsi sosyal medya hesaplarımı şu an aktif olarak kullanamam burdakilerin bildiği benim malum sebeplerimden dolayı.
İtiraf etmek gerekirse o zamanlar bunun bir başarı olduğunun farkında değildim. Hatta bu gruptan nefret ettiğim zamanlar da oldu. Kişisel olarak darlanmaktan nefret eden bir insan olarak her Allah'ın günü yüzlerce mesaj gelmesinden bunalmıştım. Bir de zirvede olduğun zaman etrafın yavşaklarla doluyor, kimin dost olmak için kimin rant sağlamak için sana yaklaştığını ayırt etmek zorlaşıyordu. Birçok mesaja, artık öncesinde kaç mesajla boğuşmușsam, nasıl daralmışsam, gereksiz küfürler yağdırarak cevaplar verdiğim de çok olmuştur. Başkasının yerimde olsa prim yapmak için daldan dala atlayacağı fırsatlar doluyken ben hoşuma gitmeyen insanlarla çalışmadım, samimi bulmadığım işleri yapmadım. Burda bana kimlerin kimlerin birlikte video çekmek için, bir şekilde bi proje yapmak tekliflerde bulunduğunu açıklamayacağım etik ve kendi karakterim gereği ama ben başkasının yerimde olsa direkt zıplayacağı insanları reddetmiş adamım. Buna ego diyenler de oldu, benim için zor insan diyen de oldu, ama sadece kafa yapımın uyuştuğunu düşünmediğim, açıkçası seviyemde görmediğim insanlardı bunlar. Hala da öyle zaten çoğu kendisini geliştirmiş değil.
E tabi işin üzücü yani şimdi bana insanlar şunu diyor, "Senin adam ettiklerin, senin götünde dolaşanlar şimdi şu kadar şu kadar takipçiye sahip" gibisinden, veya "Senin kurduğun, yarattığın konseptle adamlar şu kadar takipçi yapıp paranın amına koyuyor, hatta senin sayfanın fakesinin 2 buçuk milyon takipçisi var, bi storyden binlerce lira kazanıyorlar, senin içinde olduğun duruma bak." diye. Ben de hep diyorum ki "Ürün benim. Kendi hayatıma kavuştuğum zaman yine yaparım." ve gerçekten de hep böyle görüyorum. Çünkü bunun kaynağı özgünlükten gelir, ve özgünlük sadece doğuştan bir yetenekle ortaya çıkmaz, bu özgünlüğe kavuşmak için aynı zamanda sıradıșı bir hayat ve çok farklı şeylerin tecrübesi, bilgi birikimi gerekir. Ve bunun insanlara aktarımında ise dürüstlük ve samimiyet gerekir, o da karakter özelliğidir. Hala da gerçek bu zaten yani ürün benim, o yüzden aşırı derecede bi içerleme durumu yok. Ama tabi ki de hak ettiğimin bu olmadığının ben de farkındayım.
Buna sebep olan şeyler var:
Birincisi Türkiye'nin en yüksek erişimli sayfasının (20,5 milyon haftalık erişime ulaşmıştım) kurucusu olmuşken, sayfamın haksız yere kapatılması.
İkincisi bana hükümeti eleştirdiğim için, elimin altındaki kitleyi, ülkede tüm vatandaşları ilgilendiren iğrenç gelişmeler yaşanırken beyaz Türk'lük yapmayıp her şeyi açık açık ne düşünüyorsam ve gerçek neyse onları yazıp insanları bilinçlendirme misyonunu kendime yüklediğim için devletin bana dava açması ve trajikomik bir şekilde fetö propagandası yapmak suç isnadıyla bana sorușturma açılması.
Sayfamın kapanmasından dolayı hevesimi kaybetmem, sevenlerim çoğunlukta olmasına rağmen haterlarımın sürekli olarak bir şekilde beni aşağılama çabaları (OGB, BGY gibi gruplar zaten KGB'den banlananlardan ve bana haterlık yapanlardan oluşuyordu, oldlar bilir BGY grubunun ilk 1.5 senesinde Furkan Topal haterlığı en popüler şeylerden biriydi ve gerçekten çok aşırıydı, bunu ilerleyen yıllarda en son ateşkes yaparak halletmiştik) bende gına getirmişti ve tüm her şeyin üst üste gelmesi bende gerçekten sosyal medyaya karşı bir mide bulantısı yaratmıştı. Reel hayatım o zamanlar yine çok çalkantılıydı ve sanalda lord olup reelde evsiz, ailesiz, parasız şehir şehir gezdiğim psikoloji bozan bi sürece de girmiştim. Tamamen bi kaosun içinde tek başımaydım.
Sonrasında bir de benden beklenmeyecek bir şey olmasına rağmen bir de aşık oldum, tamamen reel hayatı yaşamaya koyuldum ve bu süreçte ticaretle, pazarcılıkla, alakam olmayan geri plandaki işlerle uğraştım, yaklaşık iki sene de bu şekilde geçtikten sonra, ki kız arkadaşımla ilişkim devam ederken bile tutuklanmıştım o üzerime açılan soruşturmadan dolayı iki kere alıkonulmuștum, nezaretlik falan olmuştum, savcı hepsinde serbest bıraktı, sevgilimle ayrıldık, ağır bi depresyonun ardından müziğe tekrar çok keskin bir dönüş yapmak üzereydim ki üstüne bir de hapse düştüm. Bir senem de hapiste geçti. Ama öncesi (hapis kararının kesinleşmesiyle girmem arasında yaklaşık 5 ay var) ve sonrası (hapisten çıktım ama normal şekillerde değil, o yüzden tam anlamıyla özgür değilim bu ülkeden gitmeden ve 5 aydır durumdayım) totalde iki seneyi buluyor. Bu arada söylemeyi es geçtim ve kimse bunu bilmez ama bu kadar dökülmüşken şunu da itiraf edeyim, bu süreçte ben 12 yaşındayken bana konulan ve o zamanlar tedavi görüp atlattığım ileri derecede obsesif kompulsif bozukluğum yıllar sonra hiç olmadığı kadar tetiklendi ve bir de dışarıdaki hayatla mücadele ettiğim yetmiyormuş gibi kendi beynimle çok ağır bi savaşa girdim. Takıntılarım azdı ve çok kez çıldırdım gerçekten. Bunu sadece bu hastalığa sahip olanlar anlayabilir. Sinirin, gerginliğin, üzüntünün, kafayı yemelerin, bitikliğin zirvelerinde dolaştım. (İşte zaten bana öyle geliyor ki ben bu yüzden özgün mizah yapabiliyorum ve müzik konusunda doğuştan yeteneğimin yanısıra kafamın içinde bu yüzden insan ruhuna dokunabilen üretken bi beste makinası var, çünkü bende çok yaşanmışlık var.)
Anlayacağınız o kadar şey geldi ki başıma, zaten tam olamamış hayatım hepten karardı. Bunlar bana sürekli bir şeyler katmaya ve beni geliştirmeye devam ediyor, her ne kadar beni kemirmiș olsa da yaşadıklarım. İnsan olgunlaşıyor.
Size diyeceğim o ki, benim zaten zor şartlarda 21 Temmuz 2015'te yazın Mersin Erdemli'nin Harfilli köyündeyken kurduğum ve oradan da tüm Türkiye'ye ve hatta dünyanın farklı yerlerindeki Türklerle yayılan KGB, çetrefilli yaşantım, grubun kaotik tarihine rağmen ayakta kaldı, kanadı ama ölmedi, düştü ama yok olmadı, tüm bunlara rağmen bu grup her zaman orijinalliğini de, içerik yelpazesindekj genişliği de korudu, bizi güldürmekle kalmadı, gerçekten birleştirdi ve geliştirdi de, çok insanlar geldi geçti, has oldlar kaldı, benim safımda yer alanlar kaldı. İşte bu yüzden ben aslında 3 yıldır aktif olarak sosyal medyada boy göstermemiş olsam da, elimde kimsenin prim yapmak isteyeceği, gönderisini tutturup sayfaya çıkmak isteyeceği hiçbir dışarıya dönük sosyal medya gücüm kalmasa da, yıllar sonra, hapisten çıkıp kapalı olan orijinal KGB'yi açtığımda bi gönderimde binlerce insan toplandı, o grup kapandı, ben hapisteyken açılan küçücük bi yedek grupta buraya, reddit'e geçiyoruz dedim, ki o grup da üç gün sonra kapandı ama o üç gün içerisinde bakın 10bine yakın insan buraya geldi tek bir lafımla. İşte bunun sebebi insanların yüreklerinde bıraktığım izlerdir. Ve şimdi sayımız 20bin ve büyümeye devam ediyoruz.
Ben şahsi olarak çok git-geller yaşadım, bu grubu hayatımın merkezine bile koymadım belki yükseliş zamanlarımızda bile, ama burdaki insanların sadakati bir mizah grubundan gerçekten de fazlası. Ben ne kadar özgünsem, bu grup ne kadar özgünse, bu gruba ve bana karşı bu bağlılığa sahip olanlar da işte o kadar özgün.
Yaşadıklarımız değerliydi, ve yine değerli şeyler yaşamaya devam edeceğiz. Gönüllerimizde efsane olan bu ortam, işte bu zor şartlara rağmen hala ayakta, bir de tüm bu zorlukların içinden çıktığım ve hayatı yendiğim zaman bu grubun nerelere yükseleceğini ve bu grubu benimsemiş herkesin ne kadar gurur duyacağını bir düşünün. Gururlanın dostlar, gururlanın eyyy KGB'liler. Yer altında yine, yeniden bir efsane yaratıyoruz. İşte hala birlikteyiz. Yıllar sonra hala buradayız. Yıllar sonra yine burada olacağız. O yüzden şunu bilin ki, en kötü zamanlarında yıkılmayan bu yer, gelecekte ana siker ocak söndürür. Gururlanın!
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2019.10.21 20:44 SuniBirey Rüya Görmeyi Unutmak; Rastgele Bir Çocuğun Kuzgunlu Hatıratı

Yaşantım, dar bir derenin inatçı akıntısı kadar sığ; ama buna tezat uyandıracak kadar yoğundu. Bazı günler hayatımdan, doğduğum kasabadan ve kendimden nefret ediyordum. Daha farklı bir kasabada doğmayı, farklı bir isim ve görünüşle; daha sorunsuz bir kişilik ve daha iyi bir insan olarak var olmayı diliyodum. Kimi zaman ise, olduğum formdan ve şekilden memnundum. Ama bugün görüyormu ki, aslında ben sadece kendimi kandırıyordum. Hayatım boyunca hiç Kuzgunlu'dan ayrılmadım ki?! Dışarısının nasıl olabileceğini, oturduğum küflü duvarlar arasından nasıl tahmin edebilirdim ki? Kendimi avutuyordum ve bunu göz göre göre yapıyordum. Yine de hayattaydım, yaşamıyordum ama... Hayatta kalmaya çalışıyordum.

Yirmi yedi yaşındayım. Yirmi yedi sene boyunca, içinde doğduğum taşralı çocuktan uzaklaşmaya çalıştım. Ve tam olarak yirmi yedi sene sonra, bunların hiçbirinin bir öneminin olmadığını fark ettim. Artık kimliğimin, düşüncelerimin ve varlığımın herhangi bir amacı yok. Yine de, son bir not olarak buraya düşmek istedim. Belki birileri okur. Belki birileri okur ve...

BURADAN DERHAL UZAKLAŞIR!

Hikayenin devam edebilmesi için, kendim hakkında daha fazla bilgi vermeliyim. İsimleri çoktan değiştireceğim ve olayların da anlaşılamaması için üstünü örteceğim için, şimdiden hepinizden özür dilerim. Fakat zaten, anlamsız bir avuç kağıdı açıp okumaya yeltenecek kadar hevesliyseniz; yazdığım şeylerin ne kadar doğru yada yanlış olacağına takılmazsınız diye umuyorum. Yazdıklarımın doğruluğu veya yanlışlığı, ne kadar aklı selim olduğum gibi detaylar tamamen sizin tahlil yeteneklerinize kalmış birer lütuftan ibaret. Kendimi inandırmaya çalışmaktan vazgeçeli çok oldu. İnancım, asla içi doldurulmamak üzere satın alınmış bir günlük kadar boş. Üzülmeyin. Ben onu da çoktan aştım.

Her şeyden önce, yaşananlardan ve yaşanacaklardan önce, benim bir ablam vardı: İrem. O sadece benim bir ablam değildi, aynı zamanda en yakın arkadaşım; sırdaşım ve dostumdu da. Kimi zamanlar ise, en büyük düşmanım. Anne ve babam polaroid fotoğraflarda kalmış silik yüzleri dışında hatırlamakta dahi zorlandığım kimselerken, ablamın yüzünü asla unutamıyorum. Belki de Kuzgunlu'yu çekilir kılmaya dair en büyük umut, oydu. Altın sarısı saçlarının, sürekli at kuyruğu yapılmış bir halde beline doğru salındığını; büyük mavi gözlerinin ufak suratına ne kadar komik durduğunu ve minyon tiplemesine rağmen ne denli bir buyurur ses tonuna sahip olduğunu anımsıyorum. Küçükken kızlarla nasıl konuşulması gerektiğini, nasıl çaktırmadan babamızın likör dolabını açacağımı bana o öğretmişti. Bugün bile öptüğüm en güzel kız İrem ve bu asla değişmeyecek. Onu kaybetmemin acısının bu denli olacağını hiç düşünmezdim.

İlk anda, ilk aklımdan geçen düşünce kendimi öldürmekti. Üzüntülü değildim, ağlamadım veya çağırmadım. Sessizce olduğum yerde durdum ve o andan itibaren, yaşamın nasıl bir yer olacağını hayal etmeye çalıştım. Edemedim. Olduramadım. Hayatımda ilk defa, gelecek hakkında herhangi bir şey düşünemedim. Sanki, haddinden fazla yaşamıştım da; bugünden sonra yaşayacağım günler, doğaya karşı bir suçmuş gibi hissettim. O yüzden, kendimi öldürmek istedim. Çünkü bundan sonra önümde bir şey yoktu. Neden olsundu ki? En sevdiğim arkadaşımı kaybetmiştim ve kimse, ama gerçekten KİMSE bu konu hakkında konuşmak istemiyordu.

Daha sonra, bu gizemli ölümü araştırabileceğimi fark ettim. Bu düşünce, bileklerimi dikine doğru kesmekten veya bol miktarda ilacı bünyeme karıştırmaktan daha cezbedici geldi. En azından kalan hayatımın bir değerinin olabileceğini, herkesin konuşmaktan korktuğu bu konuyu araştırabileceğimi fark ettim. Ölümden korkmadım, zaten senelerdir Kuzgunlu'da yaşamıyor muydum? Üstüne inşaa etmiş tüm değerlerimi kaybetmişken, ölüm veya dışlanma neydi ki sanki? Ablamı kaybettiğimden beridir, asla söyleyemeyeceğim ve yapamayacağım şeyleri yapabildiğimi keşfetmiştim. Çünkü, tüm bunların en ufak bir anlamı yoktu. Herhangi bir eylemimin yol açabileceği en ufak yada en katastrofik sonuç bile anlamsızdı.

Yaşam, anlamsızdı ve ben bunu çok geç fark etmiştim.

Ablamı en son, işten eve geç döndüğü bir gün gördüm. Yorgun ve bitkindi, tek yapmak istediği şey son bir duş almadan önce televizyonda güzel bir film izlemek; ardından da derin bir uykuya yatmaktı. Biraz hastaydı, herhalde... Gripti. Gözleri kırmızı ve yanakları al al olmuştu. Şimdi düşünüyorum da... Belki de hasta değildi, artık anıların hangilerinin nerede olduğunu bilmekte çok zorlanıyorum. Belki de ağlamıştı, belki de...

Korkmuştu.

Çünkü bana o gün, yarın benimle konuşacağı önemli bir şey olduğunu söylemişti. Her abla kardeş ilişkisinde olduğu kadar, toksik ilişkimizde asla görmediğim kadar narin söylemişti bunu. Ablam bölgenin yerel gazetesinde çalışıyordu ve son günlerde, Kuzgunlu ormanlarına gelen bir grup devlet adamı hakkında bir haber yazmaya başlamıştı. Herhalde onlar kötü bir söz söylediler yada yanlarından kovdular, İrem'de bu durumu nasıl düzeltebileceğinin aklını danışıyor diye düşündüm ve ne yalan söyleyeyim... Pek önemsemedim. "İyi" dedim, "Yarın ne halt istiyorsan konuşuruz." Bu, ablama söylediğim son sözler oldu. Ertesi gün kalktığımda, ablam yatağında yoktu. Odası değişmiş, sahibi olduğu külüstür laptop gitmiş; dolabı tamamen boşaltılmış ve sahibi olduğu onlarca kitap yerini; aptal ansiklopedilere bırakmıştı. Duvarların rengi bile değişmişti. Ne olduğunu anlayamadım ve evdekilere, İrem'in nerede olduğunu sordum.

"İrem kim?"

Bana, tam iki senedir İrem diye bir ablamın olmadığını inandırmaya çalışıyorlar. Sayısız ilaç içirmekten tutun da, kendime zarar vermeyeyim diye beni ufak bir koğuşa kapatmaya kadar... İlk başlarda bana verdiği ilaçlar ve koyduğu teşhislere inandım. Bir ablamın olmadığına inandım. Gerçekten de beni mahallede çağırdıkları kadar deli olduğuma, kendimi de inandırdım. Hep biraz garip bir çocuk olmuştum, biraz yalnız biraz melankolik ama çokça da olduğumdan daha yaşlı. Kısa bir müddet deliliğimi kabullendim ve zihnimi bulandıran ilaçlara, yer yer psikolojik ve fiziksel şiddeti kabullendim. Deliydim çünkü, dışarıdan görülmeyecek yerlerimin morarmasının önemi neydi ki? Fakat sonraları, bu yalanla yaşamak istemediğimi kabullendim. Bir şeyler tersti, bir şeyler eksikti. Mesela eğer ablam, İrem, hiç olmadıysa... Onun bana öğrettiği İtalyanca'yı nasıl biliyordum ki? İyi bir öğrenciydi İrem, birkaç ay için öğrenci değiştirme programı için İtalya'ya gitmiş ve bana oradan kitaplar getirmişti. Bu siktiğimin köyünde kim İtalyanca biliyordu ki? Eh, belki de hala İtalyanca bildiğimi sanıyordum. Dediğim gibi, bu yarro köyde gerçekten bir şeyler bilip bilmediğimi test etmek olanaksızdı.

Ama bir şeyden emin olmuştum. Ailemin yüzlerindeki o beyaz, neredeyse delirmiş ifadeyle birlikte İrem'in kim olduklarını sordukları anı hiç unutamadım. Onlar, o sikikler bile kendi yalanlarına inanmakta güçlük çekiyorlardı.

Ah, yine geliyorlar. Daha anlatacak çok şeyim var, ama vaktim yok. Bugün kendimi öldüreceğim ve bu kağıtları kıyafetlerimin arasında saklayacağım. Çok ufak bir ihtimalle de olsa... Belki bu yazdıklarım birileri tarafından okunulur ve uyarımı dikkate alırlar. Bu kasabada bir sıkıntı var, en başından beri biliyordum ve her şeyin sonuna geldiğim şu günde... Artık eminim.

Buradan derhal uzaklaşın!

Eğer bunu yapmayacaksanız ve riski göze alıyorsanız da, lütfen ormandan uzak durun.

Artık vademin sonuna geldiğini hissediyorum. Her şey ve tüm o balıklar için teşekkürler. Görüşürüz.
submitted by SuniBirey to wiredpeople [link] [comments]


2018.10.31 19:12 throwmefaway Arı Filmi Senaryosu

. Bilinen tüm havacılık kurallarına göre. bir arının uçabilmesi mümkün değildir . Kanatları şişko ufak vücudunu yerden kaldırmak için çok küçüktür . Arılar her şeye rağmen uçar. çünkü arılar insanların imkansız dedikleri şeyleri takmaz . Sarı siyah. Sarı siyah. Sarı siyah . Aaa siyah ve sarı! Haydi bugün biraz farklı takılalım . BAL. Barry! Kahvaltı hazır! Geliyorum! Bir saniye bekle . Alo? Barry? Adam? Bu olaya inanabiliyor musun? İnanamıyorum. Geçerken alırım seni . Çakı gibiyim . Merdivenleri kullan. Baban onlara dünyanın parasını verdi . Çok heyecanlıyım . Mezunumuz da geldi. Seninle gurur duyuyoruz oğlum . Notların da harika . Çok gurur duyuyoruz . Anne! Şekil yaptım o kadar ya . Üstün tüylenmiş. Ah! Beni yoluyorsun! El salla! 'ninci sırada olacağız. Hoşça kalın! Barry sana ne dedim? Evde uçmak yok! Merhaba Adam. Selam Barry . Tüy jölesi mi bu? Biraz. Bugün özel bir gün . Başaramam sanıyordum . Üç gün ilkokul üç gün lise . Lise günleri korkunçtu . Üç gün üniversite. İyi ki bir gün ara verip otostopla kovanı dolaşmışım . Döndüğünde farklı biriydin . Merhaba Barry. Artie bıyık mı bıraktın? Yakışmış . Frankie'yi duydun mu? Duydum . Cenazesine gidecek misin? Hayır gitmeyeceğim . Birini sokarsan ölürsün . Bu hakkını da bir sincapta kullanmazsın. Asabi herif . Yoldan çekilmeyi akıl edebilirdi . Yollarımızdaki bu lunapark uygulamasını çok seviyorum . Tatile ihtiyaç duymamamızın nedeni de bu . Vay be çok heyecanlı. Yani bu koşullar altında . Adam bugün erkek oluyoruz. Aynen! Arı beyler. Süper! Yaşasın! Öğrenciler fakülte ve değerli arı mensupları. karşınızda dekanımız Sayın Vızvızoğlu . Hoş geldiniz güzide Kovan Şehri'mizin sevgili. MEZUNLARI. mezunları . Mezuniyet törenimiz sona ermiştir . BALYAP şirketindeki kariyeriniz başlamış bulunmaktadır! İşimizi bugün mü seçeceğiz? Sadece eğitim dönemi diye duydum . Dikkat! İşte başlıyor . Lütfen ellerinizi ve antenlerinizi her zaman vagonun içinde tutunuz . TEBRİKLER İYİ ŞANSLAR. Acaba nasıl olacak? Biraz ürkütücü . Balyap'a hoş geldiniz Balsan Şirketi'nin. ve Baltıgen Şirketler Grubu'nun bir parçası . İşte bu! Vay canına . Vay canına . Siz arılar ömrünüz boyunca çok çalışacağınız. bu noktaya gelebilmek için bir ömür boyu çabaladınız . Bal gözüpek Polen Gücü ekibinin kovanımıza getirdiği nektarla başlar . Çok gizli formülümüz. renklendirilip koku ayarı ve baloncuk ayrıştırma işlemi yapılarak. altın gibi parıldayan. tatlı şuruba dönüşmesiyle oluşur ki biz buna. Bal deriz! Çok seksi. O benim kuzenim! Öyle mi? Hepimiz kuzeniz . Haklısın. Balyap arı halkının varlığının. her açıdan korunması için durmaksızın çabalar . Bu arılar yeni kasklarımızın dayanıklılık testini yapıyorlar . Ne kadar kazanıyor acaba? Ne kadar alsa az . Ve işte en son icadımız Krelman . Ne işe yarıyor bu? Balı döktükten sonra. kenarda kalanları toplar. Milyonlar kazandırıyor bize . Krelman'da çalışmak mümkün mü? Tabii ki. Birçok arı işi küçük işlerdir. Ancak arılar bilir ki. her iş küçük de olsa eğer iyi yapılıyorsa çok önemlidir . Fakat mesleğinizi dikkatli seçin. çünkü seçmiş olduğunuz meslekte ömrünüzün sonuna kadar kalacaksınız . Ömrümün sonuna kadar aynı işi mi yapacağım? Bunu bilmiyordum . Ne fark eder ki? Şunu bilmek sizi çok mutlu edecektir arı halkı tam milyon yıl boyunca. bir gün bile izin yapmamıştır . Ölümüne mi çalıştıracaksınız bizi? Deneyeceğiz . Balyap. Vay be! Aklımı başımdan aldı! "Ne fark eder ki?" Nasıl böyle bir şey dersin? Sonsuza dek bir tek iş. Bu yapılabilecek en çılgınca seçim . Ben rahatladım. Hayatımızda tek seçim yapacağız . Nasıl olur da bunu bize söylemezler? Barry neden her şeyi sorguluyorsun? Biz arıyız . Yeryüzünün en mükemmel işleyen topluluğuyuz . Burada her şeyin biraz fazla iyi işlediği hiç mi aklına gelmiyor? Bana bir örnek ver . Ne bileyim ben ama neden bahsettiğimi biliyorsun . Kapıyı boşaltın. "Kraliyet Balözü Kuvvetleri" inişe geçiyor . Dur bir dakika . Hey bunlar Polen Gücü! Vay canına . Hiç bu kadar yakından görmemiştim . Kovanın dışını biliyorlar . Ama bazıları geri dönmüyor . Selam! Merhaba Polenciler! Nektar. Harikaydınız beyler! Sizler canavarsınız! Göklerin kralısınız! Bayılıyorum size! Acaba neredeydiler. Bilmem . Onların günleri planlı değil . Kovanın dışında nerelere gidip neler yapıyorlar kim bilir? Pat diye Polen Gücü'ne katılamazsın. Ona göre yetiştirilmelisin . Haklısın . İkimizin ömür boyu göremeyeceği kadar polen var burada . Alt tarafı bir itibar göstergesi. Arılar bunu biraz fazla önemsiyor . Belki. Üzerinde varsa ve kızlar bunu görüyorsa işler değişir . Şu kızlar mı? Onlar da kuzenimiz değil mi peki? Uzaktan. Uzaktan . Şu ikisine bakın . İki tane kovan miskini. Şunlarla biraz dalga geçelim . Polen Gücü'nde olmak tehlikeli olmalı . Evet. Bir keresinde bir ayı beni bir mantara sıkıştırdı . Bir pençesi boğazımdaydı. Diğeriyle sağlı sollu tokatlatıp duruyordu beni! Vay canına! Yenebileceğimi tahmin etmezdim . Bunlar olurken sen ne yapıyordun? Yetkililere haber veriyordum . İmzalayabilirim . Bugün dışarısı sarstı değil mi beyler? Evet . Yarın buradan km. Uzaklıktaki ayçiçeği tarlalarına gidiyoruz . kilometre mi? Barry! Bizim için kısa mesafe ama belki sana uygun değildir . Belki de uygundur. Hayır değildir! J Kapısından sıfır dokuz sıfır sıfır'da kalkıyoruz . Ne dersin vızvız çocuk? Yeterince güçlü müsün? Olabilirim. Sıfır dokuz sıfır sıfır'ın ne demek olduğuna bağlı . Hey Balyap! Beni korkuttun baba . Hangi işi istediğine karar verebildin mi? Bir sürü seçenek var. Ama sadece birini seçebilirsin . Her gün aynı işi yapmaktan sıkıldığın oldu mu hiç? Karıştırmanın ne olduğunu anlatayım . Sopayı tutarsın şöyle bir gezdirirsin güzelce karıştırırsın . Bir ritim tutturursun kendine. Çok güzel bir şeydir . Düşünüyorum da. belki de bu bal alemi bana göre değildir . Ne düşünüyordun baloncu olmayı mı? İğnesi olan biri için kötü bir meslek . Janet oğlun bal işine girmek istediğinden emin değilmiş! Barry bazen çok komik oluyorsun. Olmaya çalışmıyorum . Bal işine giriyorsun. Oğlumuz Karıştırıcı olacak! Karıştırıcı mı olacaksın? Kimse beni dinlemiyor! Senin için özel sopalarım var . Şu anda ne istersem söyleyebilirim. Dövme yaptıracağım! Haydi taze bir bal açıp bunu kutlayalım! Belki burnuma da küpe taktırırım. Antenlerimi kazıtırım . Bir çekirgeyle çıkarım. Altın diş taktırıp önüme gelene "kanka" derim! Gurur duyuyorum . Bugün işe başlıyoruz! Büyük gün . Haydi! Bütün iyi işleri kaptıracağız . Evet. Tabii . Polen Sayma Dublör Arı Boşaltma Karıştırıcı Danışma Masası Saç. Hala boş mu? İki kişi kaldı! ÇERÇÖP TOPLAMA. Ve bir tanesi de sen oldun! Hangisini aldın? Çerçöp toplama . Vay canına! Çaylak mısınız? Evet efendim! İlk günümüz! Hazırız! Seçiminizi yapın . İstersen sen başla. Hayır sen . Tanrım. Neler müsait acaba? Tuvalet görevlisi her zaman açık ama düşündüğün nedenden değil . Krelman olabilir mi? Elbette. Krelman senin . KRELMAN DOLU. Üzgünüm az önce dolmuş . Balmumu tamiri açık . Krelman tekrar açıldı . Ne oldu? Bir arı öldüğünde onun yeri açılır. Gördün mü? Ölmüş. Ölü. Bir ölü daha . Bu da ölü. Ölümcül ölü. İki ölü daha . Baş üstü ölü. Baş altı ölü. Hayat böyle! Bu çok zor! Isıtma Soğutma Dublör Arı Boşaltıcı Karıştırıcı. Uğultucu Tuvalet Müfettişi İplik Koordinatörü Şerit Amiri. Larva terbiyecisi. Barry sence hangisini Barry? Barry! Pekâlâ dokuzuncu bölgede bir ayçiçeği tarlası bulunuyor. Neredesin? Dışarı çıkacağım. Nereye dışarı? Kovandan dışarı. Olmaz! Ömrümün sonuna kadar çalışmadan önce buna mecburum . Öleceksin! Delirmişsin sen! Biri arıyor . Eğer kendini cesur hisseden varsa . Caddedeki çiçekçiye. yeni güller gelecek bugün . Selam millet . Şuna bakın. Bu dün gördüğümüz çocuk değil mi? Kalkış pistine girmek yasak evlat . Sorun yok Lou. Bizimle gelecek bugün . Ballı çocuk seni . Burayı imzala burayı. Şuraya da paraf at . Teşekkürler. Tamam . Bugün yağmur ihbarı aldık ve. hepinizin bildiğiniz üzere arılar yağmurda uçamaz . O yüzden dikkatli olun. Ve her zamanki gibi süpürgelere. terliklere köpeklere kuşlara ve ayılara dikkat edin . Bazı evlerde üzerimize enerji içeceği döküldüğü rapor edildi . Murphy bu yüzden şu an revirde ve çekirge gibi durmadan zıplıyor! Bu korkunç. Kuralı hatırlatayım. kesinlikle insanlarla konuşmak yok! Pekâlâ kalkış pozisyonu! Vızz vızz vızz vızz! Vızz vızz vızz vızz! Vızz vızz vızz! Siyahla Sarı! Alemin Kralı! Hazır mısın Cesur Çocuk? Evet. Tabii ki . Rüzgar Tamam . Telsizler Tamam. Balözü takım Tamam . Kanatlar Tamam. İğne Tamam . Altına kaçıranlar Tamam . Pekâlâ kızlar. haydi kalkıyoruz! Sömürün o sardunyaları çizgili canavarlarım! Emrediyorum kurutun o çiçekleri! Vay canına! Dışarıdayım! Kovandan çıktığıma inanamıyorum! Ne kadar da mavi . Hızlı ve özgür hissediyorum kendimi! Uçurtma! Vay be! Çiçekler! Burası Mavi Lider. Güllerle görsel temas var . derece dönün . Güller! derece tamam. Dönüyoruz . Kenara çekil ufaklık. Geri tepebilir . Nektar. İşte buna "Nektar Toplar" denir . Polenleme görmüş müydün hiç? Hayır efendim . Buradan biraz polen alıp şuralara serpiyorum. Biraz da buraya. bir tutam da şuraya. Biraz sihir gibi . Bu inanılmaz. Peki niye yapıyoruz bunu? Polen gücü. Ne kadar polen o kadar çiçek o kadar balözü o kadar bal . Harika . Parlak bir sarılık görüyorum. Papatyalar olabilir . Ben de gördüm tamam . Durun. Çiçeklerden biri hareket ediyor . Tekrar et. Hareket eden bir çiçek mi rapor ediyorsun? Olumlu . O top içerdeydi! En güzeli bu. Nedir bu? Bilmiyorum ama bu renge bayılıyorum . Güzel kokuyor. Çiçek gibi değil ama hoşuma gitti . Evet tüylü . Kimyasal da . Dikkatli olun çocuklar. Biraz yapışkan . Arı Maya aşkına! Mankafa buraya gel çabuk! Eyvah! Çocuklar! Bu hiç iyi değil . Olumlu . Ucuz kurtulduk . Canım yanacak . Ana kuzusu . Pozisyonunu kaybettin çaylak! Füze gibi geri yollayacağım sana! Yardım edin! Galiba bunlar çiçek değil . Ona söyleyelim mi? Bence biliyor . Bu da nesi? Maç sayısı! Toparlanmaya başlasan iyi olur tatlım çünkü birazdan kafana yiyeceksin! İmdat! KLİMA KONTROL. İğrenç . Arabada arı var! Bir şey yap! Direksiyondayım! Merhaba Arı. Arkaya geldi! Beni sokacak şimdi! Kimse kıpırdamasın! Kıpırdamazsanız hiçbirimizi sokmaz. Kıpırdamayın! Göz kırptı! Sprey sık ona! Ne yapıyorsun? Vay. Dışarıdaki gerginlik katsayısı inanılmaz . Eve dönmeliyim . Yağmurda uçamam . Yağmurda uçamam . Yağmurda uçamam . İmdat! İmdat! Arı düşüyor! Ken pencereyi kapatır mısın? Yeni hazırladığım özgeçmişime bak. Katlanabilir bir broşür seklinde . Gördün mü? Katlanıyor . Oh hayır gene insanlar. Yeter artık ama . Bu da ne böyle? Bu kez olacak. Bu kez. Bu kez. Bu kez! Perde! Şeytani bir şey bu . Harika oldu. Tüm özel yeteneklerim. hatta en sevdiğim on film bile var . İlki hangisi? "Yıldız Savaşları mı"? Hayır Ben sevmiyorum öyle. filmleri . Konuşmamıza neden izin verilmediği belli. Delirmiş bunlar . İş görüşmesine gittiğimde şaşırıyorlar. Söylediklerime inanamıyorlar . İşte güneş orada. Belki oradan çıkabilirim . Güneşin üstünde yazıyor muydu? Küresel ısınmayı ben tahmin etmiştim . Sıcaklığı hissediyordum ama önceleri benim ateşim sandım . Hey! Dur! Arı! Geri çekilin. Kışlık bot bunlar . Dur! Öldürme onu! Arılara alerjim var. Bu arı beni öldürebilir! Onun hayatı neden seninkinden değersiz olsun? Onun hayatı niye benimkinden değersiz? Söyleyeceğin bu mu? Her hayatın bir anlamı var. Onun neler hissedebileceğini bilmiyorsun . Broşürüm! Haydi bakalım ufaklık . Korktuğumu sanmayın. Alerjim var . Özgeçmişine bunu da yaz . Yüzüm balon gibi şişebilirdi . Bunu da "özel yeteneklerine" eklersin . Birini bir yumrukta indirmek de özel bir yetenek . Hoşça kal Vanessa. Teşekkürler . Vanessa haftaya yoğurt yemeye? Tabii Ken. Nasıl istersen . Üzerine keçiboynuzu koyabilirsin. Güle güle . Kalorisi daha azmış. Güle güle . Bir şey söylemeliyim . Hayatımı kurtardı. Bir şey söylemeliyim . Haydi bakalım . ARIGE DİYET TON. Olmaz . Ne diyeceğim? Başım belaya girebilir . Arı yasası. Bir insanla konuşamazsın . Bunu yaptığıma inanamıyorum . Yapmalıyım . Yapamam. Haydi ama! Yapamam. Haydi ama! Yap şunu. Yapamam . Lafa nasıl gireceğim? "Jazz sever misin?" İyi fikir değil . İşte geliyor! Konuşsana salak! Merhaba! Affedersin . Konuşuyorsun. Biliyorum . Konuşuyorsun! Çok özür dilerim . Önemli değil. Rüya görüyorum. ama yatağa gittiğimi hatırlamıyorum . Eminim bu biraz sinir bozucudur . Benim için sürpriz oldu. Yani sen bir arısın! Ben bir arıyım. Aslında bunu yapmamalıydım ama. beni öldürmeye çalıştılar . Sen olmasaydın. Sana teşekkür etmeliydim. Ben böyle yetiştirildim . Bu biraz garip oldu . Bir arıyla konuşuyorum. Evet . Bir arıyla konuşuyorum. Ve bir arı benimle konuşuyor! Minnettar olduğumu söylemek istedim. Gideyim artık . Bekle! Bunu yapmayı nerede öğrendin? Neyi? Konuşma olayını . Senin öğrendiğin gibi. "Anne. Baba. Bal" Öyle başladım . Bu gerçekten komik. Evet . Evet. Arılar komiktir. Gülmüyorsak ağlarız böyle başa çıkıyoruz hayatla . Neyse . Acaba. bir şey içer miydin? Ne gibi? Bilmem. Belki Kahve? Sana zahmet vermek istemem . Ne zahmeti canım. İki dakikamı alır . Alt tarafı kahve. Zahmet olmasın . Saçmalama lütfen! Aslında bir fincan alırım . Romlu kek de ister misin? Almasam. Bir parça al . Yok almayayım. Haydi ama! Birkaç mikrogram vermeye çalışıyorum da . Nerede? Çizgiler şişman gösteriyor . Harika görünüyorsun! Modadan anlıyor musun emin değilim . Sen iyi misin? Hayır . Kravatını takside bağlayıp uçarak gitmiş Manhattan'a . Sonunda oraya varmış . Kilisenin merdivenlerini koşarak çıkmış. Düğün başlamış bile . Sonra da demiş ki "Mısır mı?" Ben de "Mısırlı" dedin sanmıştım . "Bir mısırla neden evleneyim ki?". Arı fıkrası mı bu? Biz arılara ait bir tarz bu . Evet farklı . Peki ne yapacaksın Barry? İş konusunda mı? Bilmiyorum . Kovandaki görevimi yapmak istiyorum ama onların istediği şekilde değil . Ne hissettiğini anlıyorum . Öyle mi? Elbette . Ailem avukat ya da doktor olmamı istiyordu. Ben çiçekçi olmak istedim . Sahi mi? Benim bütün hayatım çiçekler . Yeni kraliçemiz de aynı slogan sayesinde seçildi . Neyse şuraya bakarsan. benim kovanım tam şurada. Görüyor musun? Sen Central Park'ta yaşıyorsun! Evet! Kaplumbağa Köprüsü'nün yanında! Biliyorum orayı. Orada ayağıma taktığım yüzüğümü kaybetmiştim . Neden kızlar ayağına yüzük takar? Niye takmasınlar? Dizine şapka takmak gibi bir şey bu. Bunu bir denemeliyim . İyi misiniz bayan? Evet. İyiyim . Öyle iki kahve birden içeyim dedim! Her neyse bu harika oldu. Kahve için teşekkür ederim . Önemli değil . Özür dilerim bitiremedim. Bitirseydim ömür boyu uyuyamazdım . Sen ee. Bir parça yanıma alabilir miyim? Tabii! Haydi bir kırıntı al . Teşekkürler! Bir şey değil . Pekâlâ o zaman ee sanırım görüşürüz . Ya da görüşmeyiz . Tamam Barry . Ve tekrar çok teşekkür ederim. Hayatımı kurtardın . Hiç önemi yok . Önemsiz değildi ama Her neyse. DENEY SÜRECİ DEVAM EDİYOR. KASIRGADAN KURTULMA DENEYİ. Bu işe yaramayacak . Hazır. Deneyebiliriz . Pekâlâ Dave paraşütü çek . İnanılmazmış. İnanılmazdı! Hayatımın en korkunç en mutlu günüydü . İnsanlarla olduğuna inanamıyorum! Korkunç dev insanlar! Nasıllardı? Büyük ve deli. Deli gibi konuşuyorlar . Deli gibi yiyorlar. Deli gibi kullanıyorlar . Öldürmeye çalıştılar mı seni? Bazıları evet ama bazıları değil . Nasıl döndün? Kanişe bindim . Gittin ve buna sevindim. Ne görmek istiyorsan gördün. ve çok istediğin "tecrübeyi" yaşadın. Artık işini seçip normal olabilirsin . Ama Ama? Biriyle tanıştım . Biriyle mi tanıştın? Arıgillerden mi peki? Eşek arısı mı? Annenler seni öldürür! Hayır . Örümcek mi? Örümceklerden hoşlanmıyorum . Biliyorum seksiler sekiz bacakları var . Ama yüzleri çok çirkin . Kim peki? O bir ee insan . Hayır hayır. Arı yasası bu. Bunu da çiğnemiş olamazsın . Adı Vanessa. Tanrım . O kadar güzel ki. Üstelik çiçekçi! Olamaz! Çiçekçi bir insanla çıkıyorsun! Çıkmıyoruz . Kovandan dışarı uçuyorsun. Ellerinde tazyikli hortumlar maytaplarla. evlerimize saldıran insanlarla konuşuyorsun. Dinamitten farkı yok! Hayatımı kurtardı! Üstelik beni anlıyor . Bu iş bitecek! Ye şunu . Bu iş bitmeyecek! Neydi bu? Buna kırıntı diyorlar. Bu ne güzeller güzeli bir şey! Üstelik bu yedikleri değil. Yediklerinden yere dökülenler! Cinnabon ne biliyor musun? Hayır . Ekmeği tarçını şekeri alıyorlar. Üçünü birden iyice. Otur şuraya! ısıtıyorlar! Beni iyi dinle! Biz onlar değiliz! Biz biziz. Biz ve onlar! Evet ama arzu dolu bu kalbi kimse görmeyecek mi? Arzulamak yok. Bırak arzulamayı . Artık biraz arı gibi düşün dostum. Arı gibi düşün! Arı gibi düşün. Arı gibi düşün . Arı gibi düşün! Arı gibi düşün! Arı gibi düşün! İşte orada havuza girmiş . Senin sorunun ne biliyor musun? Arı gibi düşünmeye mi başlamalıyım? Daha ne kadar devam edecek bu? Üç gün oldu! Niye hala çalışmıyorsun? Hayatımla ilgili almam gereken önemli kararlar var . Ne hayatı? Bir hayatın yok ki! İşin yok. Sadece bir arısın işte! Biraz bal yapsan ölür müsün? Barry çık havuzdan. Baban seninle konuşuyor . Martin konuş onunla . Barry seninle konuşuyorum! Geliyor musun? Her şeyi aldın mı? Her şey hazır! Sen önden git. Ben yetişirim . Çok geç kalma . Bak şimdi! Vanessa! Hala buradayız. Sana ona bağırma demiştim . Bağırdığın zaman cevap vermiyor sana! Sen niye bağırıyorsun? Çünkü dinlemiyorsun . Bunu dinlemeyeceğim . Çıkmalıyım . Nereye gidiyorsun? Arkadaşımla buluşacağım . Bir kızla mı? Bu yüzden mi karar veremiyorsun? Görüşürüz . Umarım kız Arıgillerdendir . VANESSA'NIN ÇİÇEKÇİSİ. Her yıl Pasadena'da çiçeklerle dolu bir geçit töreni mi yapıyorlar? Güller Turnuvası'nda olmak her çiçekçinin hayalidir! Arabanın üstündesin. Her yer çiçek dolu. İnsanlar seni alkışlıyor . Bir turnuva. Güller spor müsabakalarına katılabiliyor mu? Hayır. Pekâlâ sıra bende. Nasıl oluyor da her yere uçamıyorsun? Yorucu oluyor. Sen niye her yere koşmuyorsun? Daha hızlı değil mi? Tamam anladım. Sıra sende . Video. Televizyonda o an ne varsa kaydediyor mu? Bu çılgınlık! Sizde onlardan yok mu? Bizde Osteo var ama bir hastalık bu. Hem de korkunç bir hastalık . Olamaz . Aptal arılar! Eminim sokmak istiyorsundur böyle salakları . Aslında sokmamaya çalışıyoruz. Bizim için çok tehlikeli . Yani sürekli sinirlerine hakim olmalısın . Hem de çok. Duvarları tekmeler yürüyüşe çıkar. sinirle bir mektup yazıp çöpe atarsın. Duygularını bastırıyorsun işte . Öfke kıskançlık şehvet . Aman Tanrım! İyi misin sen? Evet . Derdin ne senin? Ama böcek o . Kimseyi rahatsız etmiyor. Çek git buradan gerizekalı! Neydi o? Mizah dergisi falan mı? Evet. Nereden anladın? On sayfalık falan bir şeydi. sayfaya kadar dayanabiliyoruz . Bu işin matematiğini çözmüşsün . Mecburen. Kuzenimi Vogue öldürmüştü. Hiç şaşmam . Gölgelerin Gücü Adına! Bu da ne böyle? BAL. Bu nereden çıktı? Tatlı arı. Altın Çiçek . Ray Liotta Özel Koleksiyonu mu? Şu aktör değil mi bu? Hiç duymadım . Bu niye burada? İnsanlar için. Yiyelim diye . Yeterince yemeğiniz yok mu? Şey var. Nereden buldunuz peki? Arılar yapıyor. Kimin yaptığını biliyorum! Ve yapması da çok zordur! Isıtmak soğutmak ve karıştırmak gerek. Bir de Krelman denen şey var! Organik bu. Bizim organımız! Alt tarafı bal Barry . Alt tarafı ne? Arılar bunu bilmiyor ama! Bunun adı hırsızlık! Evlerimizi okullarımızı hastanelerimizi alıyorsunuz! % İNDİRİM. İndirimde mi? Bunun hesabını soracağım! Hepsini soracağım! Hector . Bitti mi işin? Bitiyor . Buralarda. Hissediyorum . Eve gidebilirim artık . Şu güzel balı da açık bırakayım hazır kimse de yok . Yakalandın paketçi çocuk! Bir şey duyduğumu biliyordum. Demek konuşabiliyorsun! Evet konuşabiliyorum. Şimdi de sen konuş bakalım! Nereden getiriyorsunuz bu malları? Malları satan kim? Anlamıyorum. Dost değil miyiz? Yapmak isteyeceğimiz en son şey siz arıları kızdırmak! Çok geç kaldın! Bizim oldu artık! Siz bayım yanlış adama kılıç çektiniz! Siz de dostum iguanam Ignacio'ya öğle yemeği olacaksınız . Ballar nereden geliyor? Nereden dedim! Bal Çiftliği! Bal Çiftliği'nden geliyor! Bal ÇİFTLİĞİ. Seni manyak adam! Neler oldu burada? Şu suratlarına bak. Kamyon çarpmış gibiler. Ve şimdi de. bilinmezliğe sürükleniyorlar! Hareket etme . Sen ölü değil misin? Ölüye benziyor muyum? Hareket edeni temizliyorlar. Nereye gidiyorsun? Bal Çiftliğine. Çok büyük bir iş peşindeyim . Ben Alaska'ya gidiyorum. Geyik kanı manyak bir şey. Feci kafa yapıyor! Tacoma'ya gidiyorum . Ya sen nereye? O gerçekten ölü . Anladım . Eyvah! Nedir bu? Hayır! Silecekler! Üç bıçaklı! Üç bıçaklı mı? Atla haydi! Tek şansın var arı! Niye her şeyiniz bu kadar temiz olmak zorunda? Daha ne görmeniz gerekiyor? Gözünüzü açın! Kafanızı da çıkarın! Ben Washington Ulusal Radyo Haberleri'nden Carl Kasell . Böcek öldürmeye son verin artık! Arı! Geyik kanı manyağı! Bir ses duydun mu? Ne gibi? Minik çığlıklar gibi . Radyoyu kapat . Nasıl gidiyor arı çocuk? İyidir Geyik . Ve göz alabildiğince yan yana dizilmiş bal kavanozları duruyordu . Vay be! Bu kamyon nereye gidiyorsa balları oradan alıyor olmalılar . O ballar bize ait . Arılar omuz omuza. Öyleyiz . Kovanda birbirimize yakınız . Biz değiliz adamım. Biz tek takılırız. Her sivrisinek ayrı takılır . Ya başınız belaya girerse? Sivrisineksen sen belasındır . Kimse bizi sevmez. Vurmayı bilirler sadece. Bizi görünce Vur vur! En azından dışarıdasınız. Bir sürü kızla tanışıyorsunuzdur . Bizim kızların gözü yüksektedir. Güvelerle yusufçuklarla takılırlar . Sivrisinek kızları bize yüz vermez . Şaka yapıyorsunuz! KAN BANKASI. Geyikkan binayı terk ediyor! Görüşürüz arı! Selam millet! Geyikkan! Sizi burada ebeleyeceğimi biliyordum. Kamış getirdiniz mi yanınızda? Bal ÇİFTLİĞİ. Sonra kavanozlara doldurup etiket yapıştırıyoruz. Çok karlı bir iş . Burası da ne böyle? Bu arıların susam kadar beyni yok . Beyinsiz bunlar! Beyinsiz . Yeni körüğe bak. Çok güzel . Thomas modeli! Körük mü? Dakikada üfleme yarı otomatik. İki kat nikotin ve katran . Bir iki nefeste indiriyor bunları yere . Onlar yapar balları biz toplarız paraları . "Onlar yapar balları biz toplarız paraları" mı? Olamaz! Burada neler oluyor? Siz iyi misiniz? Evet. Fazla uzun sürmüyor . Sahte bir kovanda olduğunuzun farkında mısınız? Kraliçemiz buraya taşındı. Başka çaremiz yoktu . Kraliçeniz mi? Kadın kılığına girmiş bir erkek bu! Arıbeyi bu! Bu da nesi? Oh hayır . Yüzlerce kovan var burada! Arı balı . Bizim balımız yüzsüzce bir dalavereyle elimizden alınıyor! Ayıların bize yaptıklarından bile daha kötü. Bu konuda bir şeyler yapmalıyız . Ah Barry . İnsanların balımızı mı alıyor? Bu sadece bir söylenti . Bunlar söylentiye benziyor mu? Komplo teorisi bunlar. Bu resimler de montaj . Bütün bunları nereden biliyorsun sen? İnsanlarla konuşuyor . Ne? İnsanlar mı? İnsan bir kız arkadaşı var. Üstelik öpüşüyorlar! Öpüşmek mi? Öpüşmüyoruz . İstiyorsun ama. Kimden yanasın sen? Arılardan! San Antonio'da bir cırcırböceğiyle çıkmıştım. O bacaklar beni uyutmadı . Barry hayatın adına yapmak istediğin bu mu? Hepimizin adına yapmak istiyorum. Kimse arılar kadar çok çalışmıyor! Baba bazen o kadar çalışmış oluyordun ki. ellerin kendi kendine karıştırıyordu durduramıyordun . Hatırlıyorum . Balımızı almaya ne hakları var? Yılda iki kapla yaşamaya çalışıyoruz. Onlar balı dudak kremine bile koyuyor! Haklı bile olsan bir arı ne yapabilir? Onları en acıyacak yerlerinden sokacağım . Suratlarından! Gözleri! Çok can yakar. Hayır . Burundan mı? Ölürler acıdan . İnsanları sokabileceğimiz tek yerleri var. Onlar için önemli olan tek bir yer . "Kovan'da Olan" Her gün saat 'te bir saat boyunca kovandan haberler . Sakala hayır! Bob Yabanarı ile günün içinden . Bora Batıran'la hava durumu . Vızz Larva ile spor . Ve Jeanette Chung . İyi akşamlar. Ben Bob Yabanarı. Ve ben Jeanette Chung . Kovanşehir arılarından Barry Benson. insan ırkını ballarımızı çalmak suçundan mahkemeye vereceğini. balımızı yasadışı yollarla sattıklarını iddia etti! ARI LARRY KING. Yarın akşam Arı Larry King'de. Baltıgen yayınları tarafından çıkartılan. "Zarif Kadınlar" isimli kitap hakkında konuşacağız . Bu geceki konuğumuz Barry Benson . "Ben sıradan bir çocuğum başaramam." diye düşündün mü hiç? Arılar dünyayı değiştirmekten hiç korkmadı . Arıstoph Kolomb'a bakın. Arındıra Gandi'ye. Arı Terim'e . Geldiğim yerde insanları dava etmeyi düşünmezdik . Bizler daha çok çelik çomak ya da cirit oynardık . Kaç yaşındasın? Tüm arı halkı seni bu haklı davanda destekliyor. ki sanırım arılar için yüzyılın davası olacak bu . Biliyor musun insanların dünyasında da bir Larry King var . Çok kullanılan bir isim. Önümüzdeki hafta. Tıpkı sana benziyor ve onun da gömleğinde askılar arkasında renkli. Önümüzdeki hafta. Şişe dibi gözlükleri duymana rağmen konuktan yapılan altyazılar da aynı . Ayı Haftası gelecek hafta! Korkunçlar kıllılar ve haftaya canlı yayındalar .
submitted by throwmefaway to TurkeyJerky [link] [comments]


2017.09.19 21:43 dequeued Updated: Non-English rules to filter foreign language spam

Here are some rules to block submissions posted in foreign languages (foreign meaning "disallowed on your subreddit"). I posted an earlier version a few years ago, but these use Unicode ranges and are much better rules.
Notes:

Non-English rules

# Cyrillic type: submission title+body (regex, includes): ["[\U00000400-\U000004FF]+"] action: remove action_reason: "Non-English spam (Cyrillic) [{{match}}]" 
# French - no é, words don't match the regex; removed: 'est', 'que' type: submission title+body (regex, includes, case-sensitive): ['[ÀàÂâÆæÄäÇçÉÈÊêËëÎîÏïÔôŒœÖöÙùÛûÜüŸÿ]'] body+title (regex): ['ainsi', 'alors', 'année', 'années', 'ans', 'aujourd\x27hui', 'aussi', 'autre', 'autres', 'aux', 'avait', 'avant', 'avec', 'beaucoup', 'bef', 'bénéfice', 'c\x27est', 'cas', 'cela', 'ces', 'cette', 'chez', 'comme', 'compte', 'contre', 'croissance', 'd\x27autres', 'd\x27un', 'd\x27une', 'dans', 'depuis', 'des', 'deux', 'donc', 'effet', 'entre', 'entreprises', 'exemple', '(?
# German - words don't match the regex type: submission title+body (regex, includes): ['[ÄÖÜäöüß]'] body+title: ['aber', 'alles', 'als', 'auch', 'auf', 'bei', 'bist', 'bitte', 'damit', 'danke', 'dann', 'dass', 'dein', 'deine', 'dem', 'denn', 'der', 'des', 'diese', 'dieser', 'dir', 'doch', 'ein', 'eine', 'einem', 'einen', 'einer', 'einfach', 'etwas', 'euch', 'frau', 'ganz', 'gehen', 'geht', 'gesagt', 'gibt', 'gott', 'hab', 'haben', 'hast', 'hatte', 'heute', 'hier', 'ihm', 'ihn', 'ihnen', 'ihr', 'immer', 'jetzt', 'kann', 'kannst', 'kein', 'keine', 'komm', 'kommen', 'kommt', 'leben', 'leute', 'los', 'machen', 'mehr', 'meine', 'meinen', 'mich', 'mit', 'nein', 'nicht', 'nichts', 'nie', 'noch', 'nur', 'oder', 'sagen', 'schon', 'sehen', 'sehr', 'sein', 'sich', 'sicher', 'soll', 'und', 'uns', 'viel', 'von', 'vor', 'warum', 'wenn', 'werde', 'werden', 'wie', 'wieder', 'willst', 'wirklich', 'wissen', 'wollen', 'wollte', 'wurde', 'zeit', 'zum', 'zur'] ~title (regex, includes): ['[\[\(][^\]\)]{0,16}\b(ataustriaautbebelbelgiumchchededeugergermanylilieliechtensteinluluxluxembourgswitzerland)\b[^\]\)]{0,16}[\]\)]'] action: filter action_reason: "Non-English spam (German) [{{match-title+body}}], [{{match-body+title}}]" 
# Turkish type: submission title+body (regex, includes, case-sensitive): ['[ÇĞİÖŞÜçğıöşü]'] body+title: ['almak', 'ancak', 'anlamak', 'artık', 'aynı', 'bakmak', 'bazı', 'baş', 'başka', 'başlamak', 'bilgi', 'bilmek', 'bir', 'bulmak', 'bulunmak', 'bunlar', 'böyle', 'bütün', 'büyük', 'daha', 'demek', 'değil', 'diye', 'diğer', 'doğru', 'durmak', 'durum', 'dünya', 'düşünmek', 'etmek', 'fazla', 'gelmek', 'gerekmek', 'getirmek', 'geçmek', 'gibi', 'girmek', 'gitmek', 'göre', 'görmek', 'göstermek', 'göz', 'gün', 'hayat', 'hiç', 'iki', 'ile', 'insan', 'ise', 'istemek', 'iyi', 'için', 'içinde', 'kadar', 'kadın', 'kalmak', 'karşı', 'kendi', 'kişi', 'konu', 'konuşmak', 'kullanmak', 'küçük', 'kız', 'nasıl', 'neden', 'olmak', 'onlar', 'onun', 'orta', 'sadece', 'ses', 'siz', 'sonra', 'sormak', 'söylemek', 'tüm', 'var', 'vermek', 'veya', 'yapmak', 'yapılmak', 'yaşamak', 'yemek', 'yol', 'yüz', 'yıl', 'çalışmak', 'çekmek', 'çocuk', 'çok', 'çünkü', 'çıkmak', 'önce', 'önemli', 'ülke', 'üzerinde', 'şekil', 'şey', 'şimdi'] action: remove action_reason: "Non-English spam (Turkish) [{{match-title+body}}], [{{match-body+title}}]" 
# Spanish and Portuguese - no é or 'que', words don't match the regex type: submission title+body (regex, includes, case-sensitive): ['[ÇÁÉÍÓÚÂÊÔÃÕÀçáíñóúâêôãõà]'] body+title (regex): ['(?#BOTH)(algocasacomoestaestamosestarestelugarnadanosnuncapareceporporquesobretodotodosvamosvervezvida)', '(?#ES)(ahoraalguienbuenocosacosascreocuandodecirdesdedespuésdijedijodiosdondeellosentonceseresesaeseesoesperaestabaestasestoestoyfuefueragentegraciashablarhacehacerhechohijoholahombrelosmejormierdamismismomomentomuchomundomuynadienochenosotrosotraotropasaperopodemospuedepuedespuedoquierequieresquieroquiénquésabessegurosiempresientotambiéntenemostengotiempotienetienestipotrabajotusunoustedverdadvoy)', '(?#PT)(achaachoaindaalguémanosapenasaquiassimatébemcertocoisacoisasdepoisdeusdevediadissedizerdoiselaeleelesessaesseestavaestoufalarfazfazendofazerficarfoihomemissoistolhemaismelhormesmomeuminhamuitonemnoiteobrigadoondepaipelopessoaspodepossopoucopraprecisoqualquandoquemquerqueroseisemsempresenhorseuseussuatalveztambémtemtemostenhotertinhatudoumaverdadevou)'] action: remove action_reason: "Non-English spam (Spanish and Portuguese) [{{match-title+body}}], [{{match-body+title}}]" 
# Arabic type: submission title+body (regex, includes): ["[\U00000620-\U0000064A]+"] action: remove action_reason: "Non-English spam (Arabic) [{{match}}]" 
# Korean type: submission title+body (regex, includes): ["[\U0000AC00-\U0000D7AF]"] action: remove action_reason: "Non-English spam (Korean) [{{match}}]" 
# Latin Extended-A: U+0100 - U+01FF (minus İı) type: submission title+body (regex, includes, case-sensitive): ["[\U00000100-\U0000012F\U00000132-\U000001FF]"] action: report action_reason: "Non-English spam (Latin, Czech, Dutch, Polish, and Turkish) [{{match}}]" 
# Malay/Indonesian: 135 common words type: submission title+body (regex): ['\b(?=[abcdhijklmnoprstuwy])((adalahakanakuanakandaapaapakahatauawakayahayobagaimanabagusbahwabaikbaiklahbanyakbarubeberapabegitubenarberadabesarbisabolehbuatbukancepatdalamdapatdaridatangdengandengardiadiridisiniduahanyahariharusheihidupinginjadijalanjanganjikajugakalaukaliankamikamukarenakasihkatakankaukeluarkembalikenapakepadaketikakitalagilakukanlalulebihlihatmaafmalammanamarimasihmasukmatimaumelakukanmelihatmembuatmemilikimengapamengatakanmenjadimerekamungkinnakokeorangpadapergiperlupernahpikirpunyarumahsaatsajasalahsamasampaisanasangatsatusayasebuahsedangsekalisekarangselamatsemuasemuanyasendiriseorangsepertisesuatusiapasinisudahtahutahuntaktapitelahtempattentangterimaterjaditidaktolongtuantuhantungguuntukwaktuyang)\b[^#&/=].{0,100}\b){2}'] action: remove action_reason: "Non-English spam (Malay/Indonesian) [{{match}}]" 
# CJK Unified Ideographs: U+4E00 - U+9FFF # Hiragana: U+3041 - U+3096 # Katakana: U+30A1 - U+30FA (minus ツ) type: submission title+body (regex, includes): ["[\U00004E00-\U00009FFF]", "[\U00003041-\U00003096]+", "[\U000030A1-\U000030C3\U000030C5-\U000030FA]+"] action: filter action_reason: "Non-English spam (Chinese and Japanese) [{{match}}]" 
# Devanagari: U+0900 - U+097F type: submission title+body (regex, includes): ["[\U00000900-\U0000097F]+"] action: remove action_reason: "Non-English spam (Devanagari) [{{match}}]" 
# Bengali: U+0980 – U+09FF (just U+0980 to U+09FB) type: submission title+body (regex, includes): ["[\U00000980-\U000009FB]+"] action: remove action_reason: "Non-English spam (Bengali) [{{match}}]" 
# Punjabi (Gurmukhi): U+0A00 – U+0A7F (just U+0A01 to U+0A74) type: submission title+body (regex, includes): ["[\U00000A01-\U00000A74]+"] action: remove action_reason: "Non-English spam (Punjabi) [{{match}}]" 
# Thai: U+0E01 - U+0E3A, U+0E3F - U+0E5B type: submission title+body (regex, includes): ["[\U00000E01-\U00000E3A\U00000E3F-\U00000E5B]+"] action: remove action_reason: "Non-English spam (Thai) [{{match}}]" 
# Hebrew letters: U+05D0 - U+05EA type: submission title+body (regex, includes): ["[\U000005D0-\U000005EA]+"] action: filter action_reason: "Non-English spam (Hebrew) [{{match}}]" 
# Vietnamese: excludes common French and Spanish letters type: submission title+body (regex, includes): ['[ìòýăĐđĩũơưạảấầẩẫậắằặẻẽếềểễệỉịọỏốồổỗộớờởợụủứừửữựỳỷỹ]'] action: filter action_reason: "Non-English spam (Vietnamese) [{{match}}]" 
# Swedish, Danish, and Norwegian languages type: submission title+body (regex, includes): ['[äåæöø]'] # exempt some common German and Swedish/Danish/Norwegian words ~title+body (regex): ['BAföG', 'Göteborg', 'Köln', 'Lyxfällan', 'Malmö', 'doppelgängers?', 'steuererklärung', 'universität\w*'] action: report action_reason: "Non-English spam (Swedish, Danish, and Norwegian) [{{match}}]" 

Other Unicode garbage - these are more aggressive

# Other Unicode characters; removed: ☐☑☹☺♡♥ body+title (regex, includes): ["(?#Cherokee)[\U000013A0-\U000013FF]+", "(?#Unified Canadian Aboriginal Syllabics)[\U00001400-\U0000167F]+", "(?#Box Drawing)[\U00002500-\U0000257F]+", "(?#Miscellaneous Symbols Block)[\U00002600-\U0000260F\U00002612-\U00002638\U0000263B-\U00002660\U00002662-\U00002664\U00002666-\U000026FF]+", "(?#Halfwidth and Fullwidth Forms)[\U0000FF00-\U0000FFEF]+", "(?#Enclosed Alphanumeric Supplement)[\U0001F100-\U0001F1FF]+"] action: filter action_reason: "Other Unicode characters [{{match}}]" 
# Other stuff (exempts byte order mark, even when repeated) body+title (regex, includes): ['(?!\xef\xbb\xbf\xbb\xbf\xef\xbb\xbf\xbf\xef\xbb\xbf)[^\t\n !-~\–\—…]{4,}'] action: filter action_reason: "Strange character sequence [{{match}}]" 
submitted by dequeued to AutoModerator [link] [comments]


Aslında Sen Nasıl Bir Kızsın ? ( KİŞİLİK TESTİ ) - YouTube Bir kızı nasıl öpüşmeye ikna edersiniz? -Türkçe Altyazılı SEVİLEN BİRİ OLMAK İÇİN EN ÖNEMLİ 3 TAVSİYE www.youtube.com 'Ergenlik Döneminde Din Eğitimi' - Çocuk ve Eğitim www.youtube.com Bir Kıza Çıkma Teklif Ettiğinizde Evet Cevabı Almanız İçin ... ●Jimin İle Hayal Et #2● [Başlamadan Bitti Herşey]

Bir kız arkadaş nasıl edinilir Kalbini kazanacak bir rehber

  1. Aslında Sen Nasıl Bir Kızsın ? ( KİŞİLİK TESTİ ) - YouTube
  2. Bir kızı nasıl öpüşmeye ikna edersiniz? -Türkçe Altyazılı
  3. SEVİLEN BİRİ OLMAK İÇİN EN ÖNEMLİ 3 TAVSİYE
  4. www.youtube.com
  5. 'Ergenlik Döneminde Din Eğitimi' - Çocuk ve Eğitim
  6. www.youtube.com
  7. Bir Kıza Çıkma Teklif Ettiğinizde Evet Cevabı Almanız İçin ...
  8. ●Jimin İle Hayal Et #2● [Başlamadan Bitti Herşey]
  9. Merak ediyorum, bu zalimin planlarını nasıl bir kurtçuk parçalayacak ? [M. Nedim Hazar - 21.10.2019]
  10. Bir Kızla Nasıl Çıkarsınız: Erkekler için Harika ...

Bir Kızla Nasıl Çıkarsanız: Erkekler için Harika Tavsiyeler Açıklama: Bir Kızla Nasıl Çıkarsınız. Eğer potansiyel partnerinizi bulduysanız onunla çıkmak iste... Allah İnancı, Din ve Çocuk / Okan Bayülgen / Habertürk / Caner Taslaman (16.04.2014-Tek Parça) - Duration: 2:08:43. Caner Taslaman 25,689 views Bir Kızı Etkilemek İçin 7 Yol Neden Kız Arkadaşın Yok ? Bakımlı Erkek Nasıl Olunur? - Duration: 4:16. Okan Serbes 1,319,418 views Onlardan kız alınmayacak, onlara kız verilmeyecek. ... Sadece sahip oldukları güce güvenerek yapıyormuş gibi bir imaj vermemek için, işin içine bir de kutsiyet katmak istediler ve bahsi ... bir şekilde garip bir şekilde konuşmak, ... regl için bir kızım Cosplayers kıza sor kız üzülür ... o kadar hünerli nasıl kavrıyor, cebinde bir kelime için nasıl ... °Delirmek üzerim hadi onu bunu geçtim ellerim kopmak üzere.. Bu bölümü şuan 5. yazışım.. Notlarım silinip durdu baştan yazıp durdum.. En son sinirden hepsini sildim!..° YENİ ... Aslında Sen Nasıl Bir Kızsın ? ( KİŞİLİK TESTİ ) Acaba sen nasıl bir kızsın hiç merak ettin mi? Verdiğin cevaplara göre nasıl bir kız olduğunu söyleyeceğiz s... bu filmde anne tek olumlu karakter onurlu vicdan doğal olarak bir kavram istemiyor, yani o Hemen kendimizi büyüteceğim, tüm ağlar için oraya tek bir kartpostal yazmadın youtube aile ti iyi ... Bir kıza çıkma teklif etme cesaretini nasıl kazanırsınız? Çok büyük bir mesele olmamalı. Ama heyecanı da hesaba kattığınızda aslında göründüğü kadar da kolay... Dale Carnegie'nin 'How to win friends and influence people' kitabından derlenmiş, günlük hayatta sevilen biri olmak için son derece gerekli 3 tavsiyeyi bu videoda derledim. Bunun gibi daha ...